7 Mayıs 2013 Salı

Kabullenmeyin


Özellikle twitter başta olmak üzere çoğu yerde sezon özeti yazanları görünce ben de birşeyler yazayım istedim. Ancak bana göre bu sezon daha öncekilerde olduğu gibi 'kaçan bir şampiyonluğun' hikayesi olmadığından bu sezon özetini maçlar üzerine yapmanın mantıklı olmadığını düşünüyorum.

Sonuçta her ne kadar 15 gün öncesine kadar çoğumuz 'Fenerbahçe tarihinin en başarılı senesi' dese bile şuan Avrupa'dan elenme kısmını saymadan sadece lig tablosuna bakarak hepimizin ne kadar saçmaladığı gerçeğini görüyorum.

32 maçın 15'ini kazanamayan bir takım. Haydi 2 hafta önceki modumuza dönelim, 30 maçın 13'ünü kazanamayan bir takımdan bahsediyorduk. İçeride Anadolu'ya puan saçan, Galatasaray-Beşiktaş-Kasımpaşa-Belediye'den oluşan 4 İstanbul deplasmanından 0 (sıfır) puan alan bir takımdan bahsediyoruz.

Burada en baştan birşeyleri ele almak gerekiyorsa bu ne kapasitesiz futbolcularımız ne de sezona formda başlamayan Aykut Hoca olmalı. 3 Temmuz denen illetin ardından Aziz Yıldırım serbest kalınca hepimiz başkanın çok iyi bir kadro ve yönetim yapılanmasıyla bu olaylardan en büyük intikamı alacağı yönündeydi.

Fenerbahçe Yönetimi tarihin en kötü yönetimlerinden biri. İş bitirici, taraftarı arkasına alabilecek veya  karizmasını kullanarak topluma etki edebilecek bir tane adam yok. Senelerdir yapılamayan sezon öncesi transferlerini bir kez daha izlemiştik geçen yaz. Hatta devre arasını da yapılan transferlerin geç kalması ve yapılamayanlar olarak ele alırsak bu konuya dahil edebiliriz.

İyi yönetemediğin herhangi birşeyden başarı gelmesi tesadüf olur. En başta yönetim işini yapmadı. Hala da yapamıyor. Son iki gün izlediğim ve okuduğum iki örnek, gelecek adına beni son derece endişelendirdi.

Bunlardan ilki bayan basket maçı sonrası izlediğim Abdullah Kığılı oldu. Tamam elbette ezeli rakibini zor şartlar altında yenerek kazanılan kupa kutlanmalıydı ama salonda 'çalgıcı karısı binnaz' eşliğinde göbek atarak uzatılan mikrofona 'Galatasaray'ı yenmek dünyanın en güzel şeyi' diyerek kendinden geçmek neyin nesi? Bunu deme hakkı o gün bence hiçbirimizde yoktu. 2 saat sonra adamlar şampiyonluğu ilan ediyor, twitter'da bizimkiler 'şampiyon fenerbahçe' yazıp dalga geçiyorlar.

Bu yaşanan bence yeterince küçük düşürücüydü.

İkinci örnek dün yayınlanan Aziz Yıldırım'ın dergi yazısı. Tam yaratılmak istenen 'her koşulda destek' taraftarlarını tatmine dayalı klasikleşen 'biz tekiz, ne kadar büyük olduğumuzu daha iyi anladık' masalları.

Bakın bunlar bu yazıyı okuyan bazılarına çok sert eleştiri gibi gelebilir ancak şunu artık herkesin görmesi gerekiyor. Bu yazıyı okuyan en polyanna insan bile şuna benzer bir cümle mutlaka kurmuştur: ' Abi bize müstehak, belediye'yi gençler'i yensek son hafta karabük'te kaybederdik'

Fenerbahçe taraftarının üzerinde kesinlikle bir psikolojik yenilgi var. Galatasaray ile alakası olmayan bir konu bu.

Fenerbahçe 'winner' bir takım ve daha da kötüsü camia olmaktan çok uzaklaştı. 3 Temmuz'dan önce de bu vardı ama 3 Temmuz'dan sonra bu iyice ortaya çıktı. Bu ölü toprağı ve kabulleniş taraftarda zaten var bi de inanılmaz gamsız ve yüreksiz futbolculara sahip olduğumuzdan dolayı sahada da buna bir isyan doğmuyor.

Fenerbahçe'de başkan önderliğinde herşeyi kabullenen ve sürekli destek olması beklenen bir taraftar profili yaratılmak isteniyor. Herşeyin Fenerbahçe'ye karşı olduğu, sürekli tek yumruk olmamız gerektiği dikte ediliyor. Ama bunu yapanlar asıl yapmaları gereken şeyleri yapmadıklarından mı böyle diyor acaba diye kimse düşünmüyor.

Yeni sezona gireceğiz. Bu gamsızlar ordusu yeteneksiz futbolculardan kaç tanesi gönderilecek? Kaç tane adam akıllı transfer yapılacak kamptan önce? Bugün mal mal hayallerle şu gelmeli bu gitmeli diyoruz hepimiz. Bunu yapabilecek bir yönetim ve kararlılık görüyor musunuz tepede? Görüyor olduğunuzu düşünebilirsiniz ama Aziz Yıldırım ve yönetimin tüm demeç ve adımları aynı senaryoların, boş vaatlerin devamının geleceği yönünde.

Başkan ne de olsa gitmeyecek, en azından güzel ve güçlü bir yönetim kurup kararlı adımları şimdiden atmaya başlamalı ki önce bizler, daha sonra da oluşacak yeni takım bu yenilgiyi kabulleniş psikolojisinden bir an evvel çıkalım.

Bu psikolojiyi yenmemiz de çok güçlü bir kadro kurulmasından geçiyor. Rakibine psikolojik üstünlük kuracak, kendi taraftarına ise psikolojik güç verecek isimler almaktan geçiyor.

Aslında yazacak çok şey var ama dediğim gibi bence Fenerbahçeliler olarak bizlerin ve dolayısıyla yönetimden futbolcusuna herkesin bu 'kabullenme' modundan çıkması ve daha kararlı olması gerekiyor.

At gözlüğü takmayın. 3 metreye pas atamayan futbolcuları baş tacı ede ede bu noktaya getirdiniz. Hepimiz düşünmeli kimlere ne değer verdiğini. O formayı aynı numarayla Colin Kazım'da giydi, Rıdvan Dilmen de. 'Kutsal çubukluyu giyene ağzımdan kötü söz çıkamaz' vb. saçmalıklardan çıkın.

Fenerbahçe futbolcusu taraftardan korkmalı. Korkmadığında kafamıza sıçıyor çünkü sağolsun.


2 yorum:

Hacı Bayram Karadağ dedi ki...

Bir taraftar gözüyle mükemmel tespitler, noktasına virgülüne kadar katılıyorum.

weBurak dedi ki...

Senle tam olarak aynı kafayı yaşıyoruz abi.