17 Aralık 2012 Pazartesi

Siz Kimsiniz ?



Türkiye'de yıllardır süren Galatasaray geleneği var. Özellikle Fatih Terim'in görevde olduğu dönemlerde hakemlere karşı kurulan baskıya bir de saha içinde yerli yabancı demeden her futbolcusuna ve taraftarına empoze ettiği 'Kazanmak için herşey mübah' düşüncesi sayesinde yukarıdaki video vb. şeyleri yıllarca izledik, izlemeye de devam edeceğiz.

Raul sakatlanıyor, topu taca atıyoruz. Hamit taç dönüşü topu alıyor, Fenerbahçe ceza sahasına yakın bir yere taca vuruyor ve hocasının da talimatıyla takımını baskı yapmak için ileri çağırıyor.

Buna tepki olarak Aykut Kocaman ve İsmail Kartal, Hamit'i alkışlayarak protesto ediyorlar.

Buraya kadar herşeyi normal karşılayalım hadi.

Ancak olay buradan sonra kopuyor. Fatih Terim - Hasan ve büyük ihtimalle rapçi arkadaş kuduz köpekler gibi Aykut Kocaman ve İsmail Kartal'a 'geçin lan yerinize' gibi hareketler yapıyorlar.

Siz kimsiniz ya?

Bu nasıl bir saygısızlık, bu nasıl bir ahlaksızlıktır.? Oturdukları yerden fırlıyorlar..Ondan sonra Fenerbahçe nefretimiz yok, Fenerbahçe bizden daha çok anlam yüklüyor falan diye elit elit konuşurlar.

Tüm bunlar olurken bunları gören Fenerbahçe futbolcusu ağzından kan gelene kadar koşması gerekirken son 7-8 yılın klasiği olarak yine reaksiyon veremiyor.

Aykut hocasını babası gibi seven Gökhan Gönül, hocasına bu saygısızlıkları edenlerle sarmaş dolaş oluyor.

Bizim nesil Galatasaray'a karşı çok dolu. Her alanda yaptıkları kahpeliklere, sırtından vurmalara alışığız. Bunlar olduğu zaman bizi saha içinde temsil edenlerden istediğimiz reaksiyonu almadığımızda daha da çıldırıyoruz.

Bu kulüpte herkese hak ettiği muameliyi yapmak Fenerbahçe taraftarına düşüyor yine. Bir de bunlarla mücadele etmeye çalışan Aykut Hocam'a..

Belli oldu ki formasına ve kulübüne bu ikisi dışında sahip çıkıp koruyacak saha içi veya saha dışı birşey şuan yok.

Biz de üzerimize düşeni yapmaya devam ederiz o zaman.

Çarşamba günü Ataşehir'de Fenerbahçe - Galatasaray maçında görüşmek üzere.

2 Eylül 2012 Pazar

Sabır Biter, Sevgi Asla.


 Aykut Kocaman başarılı olduğunda da, başarısız olduğunda da bizler için sıradan bir hoca değil.

Başarısında normal bir hocanın başarılı olduğundan çok daha fazla seviniyoruz.

Tam tersi durumda da normal bir hocadan çok daha fazla üzülüyoruz.

Nedeni belli.. Çünkü bu adamı biz çok seviyoruz abi..Herşeyiyle seviyoruz..

Şimdi ben hocaya çok kızgınım..Ama adama diyebileceğim şeylerin her zaman bir üst limiti var..Bu adama saygısızlık yapamam..

96 şampiyonluğunda ben daha 9 yaşındayken, Atatürk Havalimanı C Kapısı Terminali önünde elimde 'Sevdamsın' yazan o kolpa bayrakla Van-İstanbul uçağının inmesini beklerken ''Nasıl koydu Aykut Kocamaaaan'' diye bağırıyordum o halimle..

Bu adama saygısızlık yapmak mümkün mü..?

Değil. Ama romantiklik yeter. Aykut hoca ne yazık ki pek çok noktadan neresinden tutarsan elinde kalacak bir kenar yönetimi sergiliyor..

Ne maçı konuşmak istiyorum ne de bu yanlışların neler olduğunun üzerine tek tek eğilmek istiyorum..Aşağı yukarı biliyorsunuz zaten taktiksel hataları..

Tüm bunlar yetmiyor, 4 aydır alınması gereken ortasaha yarın geliyor..Transferin son 48 saatinde..

Bu camiaya yazık. Bizlere yazık. Yapmayın böyle.

Kimsenin kimseyle dalga geçmeye hakkı yok..Yönetiminden hocasına kadar bu ortasaha transferini yapamamak kimlerin sorumluluğundaysa bu sorumluluğu üstlenmek zorundalar..Bir de süper kupa-CL ve ligde 2 deplasman 2 beraberlikten sonra transferin son gününde bunu yapmanın da inanın bizlerle dalga geçmekten başka bir anlamı yok.

Aykut hocayı çok seviyorum ama teknik direktör olarak çok eksik görüyorum ve başarının geleceğine inanmıyorum..

Şuan odanın kapısını açıp içeri girse ayağa kalkarım, t-shirt'ün olmayan düğmelerini iliklemeye gider ellerim..Saygım ve sevgim asla bitmez. Ama teknik direktörlüğüne olan inancım bitti..

Çünkü insanlar hatalarından ders almalılar..1 aydır aynı yararsız denemeyle bizleri sinir hastası etmeye kimsenin hakkı yok..Bu camia için binlerce terini akıtan Aykut Kocaman'ın bile..

Ve elbette Fenerbahçe tarihinin en büyük futbolcusu Alex De Souza'nın da..

30 Ağustos 2012 Perşembe

5 Senedir Bekliyoruz; O Gol Gelecek.



2006 yılının Mayıs ayından beri bekliyoruz..

O golü önce Denizli'de beklemeye başladık..Tıpkı dün olduğu gibi, direklerden döndü, kaleciden döndü ve gelmedi..

Sonra Kadıköy'de bekledik o golü..Bizim o golü Trabzon'a atamayacağımız aslında 70.dakika gibi kendini belli etmişti zaten..

Biz de umudu kendimizden kesip, o golü Bursa'da beklemeye başladık..

O gol yine gelmedi..

Bu iki final dışında, Nonda'nın golüyle giden şampiyonluk, saçma sapan elenilen Young Boys-PAOK maçları, bu sene süper kupa finalinde beklediğimiz gol vs..

Ve son olarak dün oynadığımız maç..

O gol dün de gelmedi..

Biz 5 senedir golü beklemeye devam ediyoruz..

Bu golün 5 senedir gelmemesinin sorumluları elbette bizler değiliz..Daha öncekileri geçip düne dönelim ve eleştirilerimize başlayalım..

Sonda söyleyeceğimi en başta söyliyeyim..

Aykut Kocaman keşke sonsuza dek Fenerbahçe Sportif Direktörü olarak kalsaydı.

Hocayı çok seviyorum, sevmemek mümkün mü..? Fenerbahçe efsanesi, Fenerbahçe'de adama 'Kral' denmiş..Abimiz,babamız gibi..Mert, dürüst ve bu sektörün alışık olmadığı kadar namuslu..

Hocanın genel tablosuna bakıp 2 sene oynattı birinde şampiyon oldu, diğerinde son hafta kaybetti ve Türkiye Kupası'nı aldı derseniz, kağıt üzerinde beni ikna edebilirsiniz..

Bende size şunu sorarım ama..Fenerbahçe'de ne değişti..? Fenerbahçe ne oynuyordu da şimdi ne oynuyor..?

Bakın şu Spartak Moskova nasıl bir gruba düşerse düşsün, sonuncu olur..Biz bu kadar kötü bir takıma elendik..Tıpkı Young Boys ve PAOK faciaları gibi..

Bana kalırsa hata maç öncesi basın toplantısında başladı..Hocanın şu mantığı beni benden alıyor..0-0 giden her dakika lehimize, 90.dakikaya bile 0-0 girsek sabırlı olmalıyız diyordu hoca..

Yapma Hocam..Lütfen yapma şunu..Senin takımının hali ortada..Yobo transferini bile 3 ayda yaptınız hocam..Senin defans hattın iki sene önceki Gökhan-Lugano-Yobo-Andre gibi gözleri kapalı birbirine kademe yapabilen oyuncular değil..

Maça bu bakış açısıyla giriyorsun, dakika 5 hoop 0-1.. Ayıkla pirincin taşını...

Ortasaha transferi konusunda ne kadar sert ve mazaret kabul etmez olduğumu twitter'dan beni takip edenler biliyor..Şu takım kader maçlarına Selçuk Şahin-Mehmet Topal-Mehmet Topuz üçlüsüyle çıktı..

Bu takımın en iyi ortasahasının ayrılacağı 6 ay önceden belliyken bu ana kadar transfer yapmayan hocayı da yönetimi de affetmeyeceğim..

Ben burda süper kupa finalini yazmadım..O finalin de verilme nedeni ortasaha zayıflığı ve Yobo'yu bile erkenden kampa dahil edememek..Bekir'in resitaliyle adamlara kupayı verdik..

Bunlar üzerinde durulmayacak şeyler değil..Sustuk, sabrettik ama yeter..Bu takımın planı,programı yok..Şuan bile bence birini alsak mı diye düşünüyorlar..

Spartak çok önemli eksiklerle geldi..Adamlar maçın başından kapanacaklarını belli etiiler..Sen bu takıma karşı Selçuk-Topal-Topuz ile nasıl çıkarsın hocam..? Adamların en iyi stoperleri yok, bekleri topu iyi oyuna sokabilen oyuncular değil..Bassana önde..Çift forvetle yıkılsana üstlerine..Bunları görmek çok mu zor..Golden 1 dakika önce tribünde görüp arkadaşlar arası bunu yorumlayabiliyoruz biz..Sen oradan göremiyor musun hocam.. ?


Hep bir kontrol oyunu var kafada..Ama bu oyunu oynamak için rakibi kontrol etmek değil, topu kontrol etmek gerekir..Biz topu Mehmet Topal-Selçuk-Mehmet Topuz ile kontrol edip oyun kurmaya çalışıyoruz..Bunun imkanı var mı..? Bu üç oyuncu antrenmanda paslaşsa 7. veya 8.pas uzağa bi yere kaçar..

Krasic çok faydalı olabilecek bir transfer..Ama takımın ortasahası perişanları oynarken 7 milyonu gidip Krasic'e gömmek mi daha anlamsız yoksa kariyeri boyunca sol kanatta belki 50 metre top sürmemiş olan Krasic'i sol önde oyuna başlatmak mı..?

Kuyt'ı verimsizleştirmek için de elimizden geleni yapmaya başladık..Hocam Alex ile ilgili sıkıntın,problemin veya taktiksel bir düşüncen olabilir ve buna sonuna kadar saygı duymak düşer fakat Alex'i oynatmayıp hala tek forvetle oynayıp, Krasic ve Kuyt'ı da abuk subuk yerlerde oynatırsan Antep maçında kadınlar, dün de daha 30.dakikada staddaki çoğunluğun kafasından ''Alex nerede?'' düşüncesi geçer..

Dün öyle bir takım çıkardı ki hoca sahaya, birilerinin başına patlayacağı belliydi zaten..E buna en uygun kişi de Selçuk tabi. Öyle veya böyle bu adam senelerdir dişini tırnağına takmış, elinden geleni yapıyor..Herkesin bir üst limiti var..Selçuğun üst limiti çok yükseklerde olmayabilir ama en azından Fenerbahçe kadrosunun senelerdir gördüğü nice yetenekli gamsıza tercih ederim Selçuğu..

İlk yarı belliydi Selçuğun gününde olmadığı ve çıkması gerektiği..Zaten dediğim gibi dünyada Selçuk ve Topal ile orta ikili yapabilecek başka bir takım yok..Bu da bizim saçmalığımız..Bu fikrin herhangi bir mantıksal desteği olamaz zaten..Varsa yorum olarak bırakın..

Neyse, Selçuk neden ikinci yarıya çıktı hocam..? 13 dakika oynattın çıkarttın..Yazık değil mi..? Adam sahada atmadığı deparı ıslığın sesi artmasın diye oyundan çıkarken attı..Çok yazık..


Alex girdikten sonra oyun değişti..Alex polemiğine bağlamak için söylemiyorum..Adamın orda olması bile Spartak'ı psikolojik olarak geriye yasladı zaten..Bunu görmemek için kör olmak lazım..

Direkten dönenler,kaçanlar,Sow'un yükselen performansı falan bunlara değinmek istemiyorum..Alex-Aykut Kocaman krizini de daha deşmek ve bu konuda fikrimi yazmak istemiyorum..

Sonuca bağlayalım..Bana göre Aykut hocam ne yazık ki oyunu iyi okuyamıyor, takımı doğru hazırlamıyor, doğru diziliş ve oyuncu tercihlerini yapmıyor ve takımı korkak oynatıyor..Ben olsam rakibin neresi zayıf diye düşünür ve oyun planımı zayıflığı üzerine kurarım..Ama hoca sürekli kendi zayıflığımı nasıl kapatırımı düşünüyor..Korkak oyuncu tercihleri ve yaratıcılıktan uzak, çapsız ortasaha kurgusu da bunun nedeni..

Bizler ise bu gidişle daha çok uzun süreler yıllardır beklediğimiz o golü beklemeye devam ederiz..Direkten döner, kalecinin kıçından döner, bi yerden döner ama bazı şeyler değişmediği sürece o top ağlara gitmemeye devam eder..

Yarın Essien-Meireles'i paket yapıp getirsinler..Çok lazım bu saatten sonra..

26 Ağustos 2012 Pazar

Fenerbahçe : 3 - 0 : Gaziantepspor / Göz Boyama


 Kulübün içinde bulunduğu tatsız duruma değinmeden, eskiden olduğu gibi sadece sahadaki futbolu yazma zamanı geldi..

Alex'in olmadığı kadrodan beklentilerimiz farklı oluyor..Ne oluyor bu beklenti derseniz, önde basan,mücadele eden,daha hızlı ve dikine oynayan bir takım izlemek istiyor gözler..Kadroya bakınca bu oyun yapısına uygun bir kadro göremiyoruz ne yazık ki..Bunun asli nedeni ise hücumcuların değil, onların arkasındaki orta üçlünün yetersizliği..

Avrupa Yakası'nın ilk bölümlerinde bir sahne vardı..Ata Demirer kahvaltı sırasında gazeteyi okurken isyan ediyordu..Nasıl bir takım bu Fenerbahçe, ortasaha alıyoruz defans yok, forvet alıyoruz ortasaha yok, sürekli birşeyler eksik diyordu..

Durum senelerdir tam olarak bu aslında..Zaten senelerin Alex polemiği sürekli bu nedenlerden oldu..Önünde Anelka-Pierre-Nobre varken arkada Kemal Aslan-Deniz Barış-Serkan oynuyordu..Arkada Appiah-Aurelio-Emre gibi oyuncular olduğunda önde Kezman-Guiza oldu bu sefer..

Takımın bu senede yaşadığı sıkıntı aynı..Dün çok kötü bir maç çıkartmasına rağmen savunma dörtlüsünden yana sıkıntıların minimuma ineceğini düşünüyorum..Egemen ve Yobo arasındaki iletişim güçlenecektir..Yobo'nun sürekli sol stoperde oynayıp şimdi sağ stopere kayması da bazen Egemen ile aynı adama girmelerine neden oluyor..Bunlar kısa sürede geçebilecek şeyler..

Dün Gökhan ne yazık ki yine kötüydü ancak tam aksine Hasan Ali gayet iyi ve gayretli bir oyun ortaya koydu..Hasan Ali'nin hücumu gelişme dönemine giriyor bu seneyle birlikte..Sabır ve destekle Hasan Ali'yi daha şekillendirebileceğimiz bir sezon olabilir..

Hücum hattı bana göre gayet iyi ancak hocanın Krasic'i solda denemesine anlam veremedim..Ki Krasic'de gördüğüm kadarıyla bundan şikayetçiydi ve elinden geldiğince sağa kaymaya çalıştı..Krasic takıma çok faydalı olacağının sinyallerini veriyor..Delici ve topu aldığında yüzünü direk kaleye dönen bir oyuncu..Stoch gibi kaçak dövüşmüyor..Darbeyi aldığında sinmiyor..Zaten sırp ekolü de buna izin vermez..Ama Milos'tan katkıyı arttırmak istiyorsak 4-3-3 de olsa 4-4-2 veya 4-4-1-1 de olsa mutlaka sağ kanada yerleştirmek gerekiyor..

Kuyt'ın varlığı rahatlık veriyor..Topal'ın golünden sonra dahi oyuncularla konuşması,takımı sürekli saha içinde yönlendirmesi ve sürekli kovalaması takım için çok önemli..

Sow mutlu ve rahat görünüyor..Sow'un oyunu domine etmesi için takımın rakip sahaya yerleşmesi gerekiyor ve bunun en önemli şartı ortasaha desteği..

Dün Selçuk ve Mehmet Topal harika oynadılar..Topal'ın geldiğinden bu yana en iyi maçıydı,Selçuk'ta oyunu sürekli yönlendirdi fakat burada sürekli bir durarak oynama söz konusu..Topuz'un dinamizmi ilk 20 dakika kendini gösterse de Topuz maçın büyük bölümünde oyunda kayboldu..

Buraya en başından beri dediğim şekliyle 1 değil 2 tane çift yönlü ortasaha şart..Bu transferlerin olmaması zaten kulübün bu seneyi kupasız kapatması demektir..Bu şekliyle bu takımın özellikle deplasmanlarda maç kazanması çok zor..

Ve dün de Mert'i maçın yıldızı yapan bir hastalığı var takımın..Rakip kaç kişiyle veya nasıl bir tempoyla hücum yaparsa yapsın kimse öne atmıyor kendini..Yay civarına kadar çekiliyorlar ve bekliyorlar..Dünyada böyle bir futbol anlayışı yok..Alan savunması yapan orta sınıf İtalyan takımları bile bu kadar gömülmüyorlar..En basit örnek, dünyada hücum yaparken en çaresiz kaldığınız Barcelona'ya karşı bile ispanya'da x bir takım Fenerbahçe'nin x bir takımı karşıladığından daha önde basıyor..

Bu artık taktikten teknikten çıkmış..Dediğim gibi bir hastalık olmuş bu..Bunu çözmek Aykut Hoca'nın işi..Ve elbette şu var..Senin ortasahanda Diarra-Costa olur sen o adamı istesen de cezasahasına gömemezsin zaten..Ama kulüp bunları yapamadı..

Özetle ben dün takımı beğenmedim..Sosyal medyada takıma methiyeler düzüldü fakat Antep'in en az 2 gol atmaması mucize..Oyun koptuktan sonra atılan 2 golle gelen 3-0 çok net bir skor gibi görünse bile bu takımın Spartak'ı elemesi ve pazar Sivas deplasmanından galip gelmesi bence çok düşük bir ihtimal..Bu takıma ortasaha transferi yapılmadığı takdirde ilk yarı bittiğinde minimum 6 puan geride kalırız..

24 Ağustos 2012 Cuma

Bize Bunu Yapmayın.





Fenerbahçe kahrı çok farklı birşey..

Kahır çekmeniz için maç günü olması gerekmiyor..

Kahır çekmeniz için bazen sezon içerisinde bile olmanız gerekmiyor..

Bir şekilde birşeyler çıkıyor ve sizi yüreğinizden vuruyor..

Alex ve Aykut Kocaman arasındaki sıkıntı, Aykut Hocanın gelişiyle başladı..Saygı duymak zorunda olduğumuz bir Alex'siz Fenerbahçe yaratmak istiyordu hoca..Yaptığı Stoch-Dia-Niang gibi transferlerde bu yapıya hizmet veren adımlardı..

Avni Aker'de 3-2 yenildiğimiz maçta başlamıştı kriz..Alex o maça yedek başlamıştı..O dönem bu kriz neyse ki uzun sürmedi ve karşılıklı atılan adımlarla Aykut Kocaman ve Alex De Souza, Fenerbahçe tarihinin en anlamlı şampiyonluklarından birini omuz omuza vererek kaldırdılar..

Ancak kupa töreninde bile Alex ile hoca arasındaki gerginliği anlayabiliyorduk..Törenin anons kısımlarını dikkatli izlerseniz sizlerde tekrardan şahit olacaksınız..

Sonra malum 3 Temmuz olayı..Zaman kapris veya sürtüşme zamanı değildi..Taraftarın güce ve motivasyona ihtiyaç duyduğu sezonda Alex'i orada görmesi gerekiyordu ve kaptan üzerine düşen toparlayıcılığı ve emeği sahaya koydu..

Ve Alex'in son senesine geldik..Sene başında Cristian-Semih-Serkan Kırıntılı gibi gereksiz sözleşme yenilemeleri yapılırken Alex'in es geçilmesi, yıllardır korkarak beklediğimiz sona geldiğimizin ilk ipucuydu aslında..

Ama bu gece geldiğimiz noktada, Alex'i, yani Fenerbahçe tarihinin en büyük futbolcusunu (kendi görüşümdür) bu şekilde yolcu edecek olmak beni ve benim gibi pek çok Fenerbahçeliyi kahreder..

Evet son 1 hafta içerisinde sosyal medya kullanarak Alex'in yaptığı açıklamalar bence yanlıştı ve Alex bile olsa bunların karşılığında bir ceza almalıydı..Ancak burada yukarıda kısaca bahsettiğim 3 seneyi bulan bir birikim var..

Aykut Kocaman'ın yeni bir takım yaratma ve bu takımın merkezinden Alex'i çıkartma düşüncesine sonuna kadar saygı duyarım..Ama hocam sen bunun için bir takım yarattın mı..?Alex oynamadığı zaman senin takımın ortasahayı geçemiyor, Alex oynamadığı zaman senin takımın rakip kaleciyi göremiyor..Sen öyle bir takım yaparsın ki, Alex'de oynamaz ve kimsede çıkıp neden oynamıyor demez..Ama nerede hocam o takım..?Nerede o futbol..?

Fenerbahçe'nin taraftarından başka büyük takım refleksi veren bir organı yok..Sen bu rezil ortasahana transfer yapmak için Spartak'ı elemeyi bekliyorsan, bu taraftarın büyüklüğüne karşılık veremiyorsun demektir..Bu eleştiri yönetim için de geçerli..

Neyse teknik/taktik konuşmaya gelmedim..

Alex De Souza bu gözlerin gördüğü ve büyük ihtimalle de görebileceği en büyük ilah, en büyük kahraman..En umutsuz olduğumuz defalarca kere gece yastığa kafayı gülümseyerek koyma sebebimiz..9.senesinde ona böyle bir vefasızlık yapanı asla affetmem..

Yollar ayrılacaksa yıllardır hayal ettiğimiz gibi, şampiyonluk töreninde, yanında 3 tane çocuğu, elinde kupası, boynunda Brezilya bayrağı ve ilk kez göreceğimiz şekliyle gözleri yaşlı bir şekilde uğurlayalım Alex'i..

O gece de o stadda Alex ile birlikte onbinlerce insan daha birbirimize sarılarak ağlayalım..




Bu geçmiş, başka türlüsünü kabul etmez.

3 Haziran 2012 Pazar

Dirk Kuyt Transferi Üzerine



Herşeyin kötü gideceğinin empoze edildiği şu dönemde Kuyt gibi bir ismin yanında gülümseyen Aykut Kocaman ve Ali Yıldırım'ı görebilmek şu transferin getirdiği moralden de fazlasını verdi bana..Önce bunu söylemek istedim..

Dirk Kuyt için kullanılan 2 ünvan var.. Anfield Road tribünleri Kuyt'ın oyun anlayışından dolayı ona ''working class hero'' pankartları açıyorlar.. Yine Kuyt için kullanılan diğer bir ünvan ise ''Duracell''

Kuyt, Hollanda'da oynadığı dönemlerde tam bir golcü kimliğindeydi..Utrecht ve Feyenoord'da ciddi gol rakamlarına ulaştı..İleride tek başına bekleyen forvet rolünde olmadı..Olduğu maçlarda da alışılagelmiş performansını sergileyemedi zaten.. Kuyt müthiş bir yardımcı forvet oldu her zaman.. Yardımı da sadece forvetin esas oğlanına değil, takımın tüm hücum ve savunma hatlarına oldu..

Kuyt, Liverpool kariyeri ile birlikte hem mental hem de yetenek olarak bambaşka bir oyuncu olmaya başladı.. Hiçbir zaman pes etmeyen bir savaşçı oldu.. Anfield Road'da Steven Gerrard'ın ardından tribünlerin en çok sevdiği oyuncu oldu.. Belki çok fazla gol atmadı ancak takımı için terinin son damlasına kadar mücadele etti..

Tuncay Şanlı'da Fenerbahçe'nin en golcü isimlerinden biri değildi ya hani..Kuyt'da o hesap..


Kuyt için iyi şut çeker,kafaya çıkar vb. özelliklerin üzerinde durmayalım.. Kuyt'ın en önemli özelliği istikrarı ve dirençli oyunu..Hollanda liginde yetişen, Liverpool'da uzun süreler ilk 11'in vazgeçilmezi olan ve hala Hollanda milli takımının ilk 11 oyuncusu olan bir oyuncu belli bir miktar gole elbette ulaşacaktır..

Kuyt'ın Fenerbahçe'ye olası etkileri üzerinde konuşmak daha önemli..

Transferi noktalamak için Aykut hocanın da Amsterdam'a gitmiş olması, hocanın Dirk'i ne kadar çok istediğinin bir göstergesi bana kalırsa..

Fenerbahçe'de Alex'in rolü ve yenilenecek ortasaha bölgesi bu senenin en kilit iki noktası..

Aykut hocanın 4-2-3-1 oynatmak istediğini düşünüyorum.. Dörtlü savunmanın solunda ve stoperlerin 1 tanesinde değişik isimler olabilir..Ortasahanın en önemli kısmı çift önlibero kısmı..Burayı da Cristian-Topal-Tino Costa vb. isimlerle tamamen çift taraflı bir hale getirmek istiyor hoca..

Bunların önünde kaptan, sağda Kuyt solda ise Stoch.. En uçta Sow'u da düşünürseniz takım gerçekten çok ciddi bir seviye atlamış olur geçen seneye göre..

Kuyt'ın çift forvet olarak ileriye atıldığı maçlar veya maç içlerinde bölümler olacaktır ancak hocanın Kuyt'ı sağ tarafa atmak istediğini düşünüyorum..Ki mantıklısı da bu olacaktır..Mehmet Topuz mücadele olarak her zaman takıma önemli katkılar sağladı fakat hiçbir zaman gol olarak beklenen katkıyı veremedi..

Hücumun sağında oynayan oyuncunun yaptığı mücadele biryere kadar..Skora katkı vermediği zaman ciddi bir kısırlık ortaya çıkıyor..Bu açıdan Dirk Kuyt'ın sağ önde oynaması hem mücadele hem de skor gücü olarak Fenerbahçe'ye ciddi bir katkı sağlayacaktır..


Fenerbahçe'nin senelerdir başaramadığı önemli konulardan biri hücum presidir..Sadece Kuyt transferi ile hücum presini çok iyi yapan bir Fenerbahçe belki olmayacak ancak bu alanda da takıma çok önemli bir katkı vereceğini söyleyebiliriz Kuyt'ın..

Saha içi kadar saha dışında da Fenerbahçe için artılar katabilecek oyunculardan biri Dirk Kuyt..Liverpool gibi bir takımın taraftarlarıyla arasındaki bağ gerçekten muazzam..Onlar için çok özel bir karakter Kuyt..

Transferin ücretlendirme kısmı da alışık olmadığımız bir şekilde muazzam..+1 opsiyonu olan bir oyuncuyu 1 milyon'a alıp gelmek büyük başarı..

Kuyt sadece futboluyla değil, varlığıyla Fenerbahçe'ye çok şey katacağını düşündüğüm bir isim..İkinci bir Pierre Van Hooijdonk etkisi yaratabilir bizlerde..Hem bakın, tıpkı Pierre gibi sahayı hemen terketmeyi de pek sevmiyor..


Tekrar hoşgeldin Dirk..

Kupalar yükselsin ellerinde..

Dirk Kuyt


Muhabir : Kuyt, bir forvet oyuncususun ancak neden bu kadar koşuyorsun ?

Kuyt : Çocukken babam saatlerce balık temizlemekle uğraşırdı ve günün sonunda çok az bir para kazanarak eve dönerdi. Ben hayatımda en sevdiğim işi yapıyorum ve bana milyon dolarlar veriyolarlar. Neden daha fazla koşmayayım ki ?


1 Haziran 2012 Cuma

Pes Etme




Canımız sıkkın, sindiremiyoruz yapılanları..

Buraya uzun uzun birşeyler yazmaya gelmedim..Twitter'dan konuşuyoruz zaten uzun uzun..

Sadece bloga birşeyin notunu düşmek istedim..Daha ne kadar yazarım bilmiyorum ancak şuan düşündüğüm bu düşünce sürekli buralarda biryerlerde yazılı olarak kalsın istiyorum..

Evet yapılanları sindiremiyoruz belki ancak lütfen kabullenmeyelim..

Fenerbahçeliler olarak gücümüzü tarihten ve halktan aldık daima..Kuruluşunun ilk yıllarındaki Fenerbahçe'yi daha bir başka sevdik..

Şimdi sadece şunu düşünüyorum..O zor günlerde Fenerbahçe takımı, yöneticileri veya taraftarları bir an olsun mücadeleyi bıraksalardı, bir an olsun 'yenildik' deseydi, bir an olsun 'buraya kadarmış' diye düşünseydi, bugün Fenerbahçe belki yine bu kadar büyük bir takım olabilirdi ancak asla bu kadar anlam yüklü bir kulüp olamazdı..

Bu kulübün büyüklüğü mücadeleden, onurdan, gururdan, sevgiden, tarihten, zaferlerden, hüzünlerden gelir..

Ve Fenerbahçe'nin tarihte pes ettiği hiç görülmemiştir..

Ne olursa olsun ne ben, ne siz, ne futbolcularımız ne de diğer sporcularımız asla pes etmeyin..

Pes edersek, haksızlık karşısında boyun eğersek Fenerbahçe'yi Fenerbahçe yapan değerlere kocaman bir leke süreriz ve tarih hepimizi kara harflerle yazar..

Bugün biz nasıl kuruluş günlerinde kulübün halk üzerindeki etkisi ve mücadelesinden onur duyuyorsak, 50-100 yıl sonra da bu zamanlarda verdiğimiz mücadele ile bizden sonraki kuşakların gurur duymasını sağlamalıyız..

Yükleeeen..bırakma.

22 Mayıs 2012 Salı

Günün Fotoğrafı



Bizim duvarlarda da hala 'daçmin goş' yazsın anca..

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Napoli - Juventus - Alessandro


Son birkaç sezon İtalya futboluna olan ilgi ve alaka hem oynadıkları futbol hem de naklen yayın olmaması nedeniyle gittikçe azalmış durumdaydı.. Jose'nin Inter ile yaşattığı destanın ardından gelen Milan şampiyonluğu bu sene yerini Juventus şampiyonluğuna bırakmıştı..

Juventus'u incelediğinizde bu takımın şampiyon olması mı daha şaşırtıcı yoksa ligi yenilgisiz bitirmesi mi derseniz, şu yapısında ligi şampiyon tamamlaması yenilmemesinden daha şaşırtıcı bence..2012 yılında İtalyan ekolü denen kavramın dibine vuran ve bunun meyvesini şampiyonlukla alan bir Juventus'u izledik..

Henüz hakettiği ilgiyi görmediğini düşündüğüm bir Walter Mazzarri gerçeği de İtalya'dan Avrupa Futboluna mesaj veriyor.. 2009'da devraldığı Napoli'yi her sene biraz daha ivme kazandırarak bu noktalara getirdi..

Üçlü savunmanın Avrupa'da işleyen en önemli takımlarından biri Napoli..Genç iskeletinin etrafına yerleştirdiği tecrübeli oyuncular ile ilk patlamayı 2010-2011 sezonunda yaptılar..Serie A'da 38 maçta 21 galibiyet-7beraberlik alarak şampiyonlar ligi biletlerini ceplerine koydular.. Juventus'un bu sene şampiyon olurken 23 maç kazandığını varsayarsak bu rakamın değeri biraz daha net anlaşılabilir..

Bu sene kurdukları kadro gerçekten flaş bir kadroydu.. Hamsik-Lavezzi-Dzemaili-Gökhan-Cavani gibi gençlerle Campagnaro-Cannavaro-Dossena-Pandev gibi tecrübeli oyuncularla müthiş bir takım oluşturdular.. Bu sefer ligde 16 galibiyette kaldılar fakat şampiyonlar ligi şampiyonu Chelsea'yi neredeyse eliyorlardı..



Bu takımın bir kupa kazanması gerekiyordu.. Napoli tarihinin en son kupasını 1990 yılında İtalya Süper Kupası'nı kaldırarak almıştı.. Hem Walter Mazzarri hem de kurulan bu dinamik takımın bir kupayla taçlanmasına ihtiyaç vardı..

O kupa dün akşam ligin namağlup şampiyonu karşısında alınan 2-0'lık galibiyetle geldi..Gollerde Edinson Cavani ve Marek Hamsik'in imzaları vardı.. Bu genç ve enerjik takım çok büyük olasılıkla seneye dağılacak, Walter Mazzarri yeni bir takım kurmaya çalışacaktır.. Ama kulüp tarihine 22 sene sonra kazandırdıkları kupayı Napoli taraftarı asla unutmayacaktır..


 Ve gelelim Napoli'den, kupadan hatta Juve'nin şampiyonluğundan bile daha önemli olan olaya..


Alessandro Del Piero dün son kez Juventus forması giydi..Kendimi bildim bileli Del Piero'yu izlemiş biri olarak bu tarz oyuncuların endüstriyel futbola da bir tepki olduğunu düşünmüşümdür her zaman.. Büyük kaptan, büyük oyuncu..Enfes frikikler, oyunun yönünü 1 saniyeden kısa bir sürede değiştiren enfes paslar, dil dışarda gol sevinçleri,bıraktığı enteresan favorileri,Serie B'de gemiyi terketmemesi ve 10 numaraya anlam katan en büyük oyunculardan bir tanesiydi..



Grazie Capitano !



20 Mayıs 2012 Pazar

Kaybede Kaybede Kazanmayı Öğrenenlere..



Bahsedeceğimiz kupa Avrupa'nın 1 numaralı kupası iken finale çıkan takımlar hakkında abartılı yorum yapmanın bir anlamı olmamalıydı..Fakat öyle bir ilk yarı izledik ki, 2 aydır dünya ile ilişkisini kesmiş bir adama gidip ; ' Bu takımlardan biri Barcelona'yı diğeri ise Real Madrid'i eleyerek finale geldi' deseniz, büyük ihtimalle size inanmayacaktır..

Ama futbol böyle bir oyun..Başarıya ulaşmak için rakibinizden daha iyi oynamak zorunda olmadığınız bir oyun..Temel kural şudur; En az rakibin kadar mücadele etmek zorundasın..

Chelsea ve Bayern Münih'in kendi içerisinde pek çok dramı ve hikayesi vardı maçtan önce..Chelsea farklı hocalarla ve iyi oynadığı sezonlarda bu kupanın dışında kalmıştı..Roman Abramovich'in ilk hayali olan Premier Lig Şampiyonluğu Jose'nin sihri sayesinde uzun süreli bir hasret olmamış fakat Avrupa'nın en büyüğü olma rüyası devam ediyordu..

Andre Villas-Boas tercihi sezon başında 'tamamlanmamış Portekiz sihri' ni gerçeğe dönüştürme adına yapılan bir hamleydi..Villas-Boas çok iyi bir taktisyen olabilir fakat elindeki malzemeyi iyi kullanamayan bir hocaydı.. Avrupa Futbolunun Boston Celtics'i diyebileceğimiz veteran Chelsea'den genç ve enerjik Porto performansı bekledi ve başarılı olamadı..

Villas Boas ile heba edilen Premier Lig sezonunda idareten göreve getirilen ve son yıllarda üstlendiği görevle Chelsea için ''içimizden biri'' olan Di Matteo ile sevabıyla günahıyla eritilen bir sene olması amaçlandı..

Gruptan çıktıktan sonra ilk maçta Napoli'ye İtalya'da 3-1 yenildikleri akşam bu takım neleri düşünüyordu acaba..? Chelsea Roman Abramovich ile birlikte kim ne dersin kolay pes etmeyen ve Avrupa'da her zaman iddialı bir takım oldu..Kaybedilen finaller, son anda elenilen yarı finaller takım için her zaman bir tecrübe ve birikim oldu.. Dediğim gibi bu takım veteran bir takımdı ve bu kurt oyuncuların her zaman bir iki numaraları olacaktı.. 3-1'in rövanşında Londra'da normal sürede alınan 3-1'lik galibiyet ve 105. dakikada Ivanovic ile gelen gol Avrupa'da Chelsea'nin yine en az bir çeyrek final görmesini sağlıyordu..

Çeyrek finalde Benfica'ya karşı Portekiz'de alınan 1-0'lık galibiyet aslında yarı final anlamına geliyordu..Bu veteran takıma karşı İngiltere'de bu skoru döndürmek zordu ve olmadı da..Chelsea'nin yarı final rakibi onlara en büyük darbeleri indiren Barcelona olmuştu..

O maçı hepiniz çok net hatırlıyorsunuz..Bana göre bir futbol mucizesiydi..O gece Barcelona'yı sevmese dahi futbolu seven her insan Didier Drogba'ya karşı antipati beslemişti belki..Ama finalde söyleyeceğimiz gibi..Bu takım kaybede kaybede kazanmaya giden yolları öğrenmişti..

Final öncesi Di Matteo yönetiminde Liverpool'a karşı alınan FA Cup zaferi Chelsea'yi büyük oranda tatmin etmişti ve kötü giden Premier Lig sezonunda teselli olmuştu..Chelsea'nin oynayacağı bir final vardı ancak o finalde ibre Bayern tarafındaydı..

Bayern Münih'in hocasından başlayalım.. Heynckes günümüzün kaybedenidir..

Kaybedenlik serüveni 22 Mayıs 2010'da başladı.. Madrid'de ki finalde Jose'nin Inter'ine 2-0 ile yenildiler ve kupa Inter'in oldu..

Belki bir final olarak algılayamayız fakat şu kadroyla şampiyonluğu Dortmund'a kaptırması da büyük bir kayıptır.. Enteresan notlardan birisi ligin kader maçında kazanılan penaltıyı yine Robben'e attırmış ve şampiyonluğu Dortmund'a vermişti..


Finaldeki rakibi Chelsea, Liverpool'u yenerek FA Cup'ı kaldırmışken, Bayern ve Heynckes Almanya Kupası finalinde Dortmund'dan 5-2'lik bir mağlubiyet alıyor ve yine bir final Heynckes liderliğinde elden kaçıyordu..

Heynckes ve takımı Real Madrid'i elemeyi iki maçta da oynadığı oyunla haketmişti..Final evleri Allianz Arena'da olacaktı ve bu kadar kaybeden bir takımın artık kazanma zamanı gelmiş olmalıydı..

Ama karşılarında da maçtan sonra Didier Drogba'nın dediği gibi kaybede kaybede kazanmayı öğrenen bir Chelsea vardı..

Uzun yazdık sadete gelelim..Maçın döndüğü 2 an var..Thomas Muller'in golünün ardından oyundan çıkartılıp yerine Van Buyten'in alınması 1. kırılma anı.. O an bunu twitter'da da yazmıştım..Sevmiyorum bu tarz işler yapan hocaları.. Ki Van Buyten'i oyuna alma amacın senin 20 korner attığın ama rakibinin ilk ve son attığı kornerde gelen 'kafa' golüyle yerlebir edildi..


Futbol bu yüzden dünyanın en güzel sporu işte..İçerisinde biriktirdiği hikayelere rağmen her zaman topun istediği oluyor..

Maçın bir diğer kırılma anı ise uzatmada Robben'in kaçırdığı penaltı.. Heynckes Hollandalı olmasa bu takımda asla Robben penaltı atmaz..Ama yine Arjen Robben yine bir kritik penaltı..Arjen Robben modern zamanların Roberto Baggio'su oldu..

Penaltılarla gelen Chelsea zaferi Avrupa Futbolunun unutulmazlarından biri oldu..Oynadıkları oyunla olmasa bile şu geçirdikleri 7-8 yıllık serüven ve değişim ile müzelerine bu kupayı götürmeyi haketmişlerdi.. Boston'un son şampiyonluk sonrası olduğu gibi bu veteran takım da bu şekilde devam ederse artık ne CL ne FA Cup alamaz.. Roman Abramovich bu kupadan alacağı destek ile yeni bir yapılanmaya gidecektir.. Di Matteo Chelsea taraftarı için her zaman 'içimizden biri' olarak kalacaktır fakat seneye devam edeceğini düşünmüyorum..



Ve Didier Drogba.. Barcelona maçından sonra çoğu kişiye antipatik gelen Didier sonunda çok istediği kupanın sahibi oldu.. Didier Drogba gibi büyük bir karakterin bu kupayı almadan Avrupa Futboluna veda etmesi yakışık almazdı..


                              Darısı tüm ''kaybede kaybede kazanmayı öğrenenlerin'' başına..

15 Nisan 2012 Pazar

Fenerbahçe : 2 - 0 : Trabzonspor / İşimize Bakalım


15 nisan günü Fenerbahçe için kendi içinde yeni bir diriliş günü oldu..

Cadde'den yayılan enerji,sinerji,mutluluk,hırs ve inanç akşam Saracoğlu'nda da ortaya çıkamış meğer..

Takımın mental olarak bambaşka bir diriliş ile sahaya çıkacağının sinyallerini hafta boyunca aldık..Stoch'un olmayıp, Caner ile başlamak Trabzon maçı özelinde doğru bir tercih..Trabzon'da da tercih bu yöndeydi ve Caner'in ahmakça sarı kartı olmasa belki oradan galibiyetle dönecekti takım..

Stoch'un kullanılmama nedeni, Alanzinho-Halil-Olcan gibi kendini kanada atıp, Ziegler'i 2'ye 1 yakalama tehditine karşı alınan bir önlemdir..

Maçı dakika dakika anlatmayayım..Maça çok istekli başladı Fenerbahçe.. Bu maçla ilgili tek sıkıntı defansın topla çıkarken yaptığı gereksiz hareketler.. Gökhan-Bekir-Yobo-Ziegler dörtlü savunmasının Barcelona tarzı top dolaştırmasına gerek yok.. Trabzon'da yenilen gol, Arena'da Bilica-Elmander muhabbeti, bugün Emre'nin 2.golün ardından yaptığı hata vb. bir çırpıda aklıma gelen bir çok örnek var bu konuyla ilgili..

Takımın en önemli isimleri Cristian-Gökhan ve Mehmet Topuz idi..

Cristian'a sonra gelelim, önce sağ kanada inelim..

Gökhan-Mehmet ikilisi geçen sene bıraktıkları noktaya nihayet bu maçta ulaştılar..Müthiş bir baskı,tempo ve devamlılık ile oynadılar..Hem Rıdvan Dilmen'in tabiriyle 'içeri sıktılar' hem de takımı ileri geri müthiş taşıdılar..

Gökhan ve Mehmet 90.dakika'da bile hala müthiş bir istek ve disiplinle hücuma yardımcı oluyorlardı..Onların bu ikili tempoları sadece sağ kanadı değil, takımın genel oyununu da müthiş etkiliyor..

Sol kanat yine tempolu ve güçlüydü fakat burada en önemli sorun üretkenlik..

Stoperde Yobo, Burak Yılmaz'ı sahadan sildi..Bekir'de birkaç tane önemli kademeye girdi..Bekir'in bazen kendine aşırı güveni sıkıntı yaratabiliyor..Onun dışında Bekir kalpten oynayan bir oyuncu,elinden geleni yapıyor..Bekir'e topla birlikte savunmadan çıkma görevi verilmese daha uygun olur..

Emre kendini biraz daha savunmaya çekti..Özellikle takımın hücum hazırlıklarında önemli top dağıtımı yaptı..

Alex'in en silik olduğu maçlardan biriydi..Buna rağmen Zokora'yı bağlarda bahçelerde gezdirmesi sayesinde ortasahanın üstünlüğünü ele aldık..

Gelelim maçın yıldızına..Cristian Baroni öncelikle önemli bir karakter..Ama dengesiz..Neden derseniz, bu adam hakikaten mental olarak maça çok iyi hazırlanmalı..Bazen 10.dakikada Baroni'den o maç hiçbir hayır gelmeyeceğini görebiliyorsunuz ve adam cidden o maçları çok kötü oynuyor.. Ama bazen maçın başından sonuna kadar öyle bir oynuyor ki, hayran hayran izliyorsunuz..

Bu sene 7.golü attı..Sow'a yaptığı asist'i bu takımda sadece Alex yapar normal şartlarda..Ama Cristian anormal şartları kendi kafasında bir şekilde yaratıyor..Armayı öpmesi, ağlamayın işareti yaptığı gol sevinçleri falan enteresan bir futbolcu Baroni..
Cristian'ın kalan maçlarda böyle bir oyun oynamasının bir garantisi yok..Haftaya Arena'da sinmiş bir Cristian izlersek şaşırmam..Zaten Cristian ile ilgili en önemli sıkıntı bu..

Hocanın Semih'e geri dönüş yapması çok sevindirici..Formu ne olursa olsun Semih bir Fenerbahçe simgesidir..Bunca yıllık emeğinin heba olmasını istemem..

Moussa Sow 12. maçında 8. golünü attı.. Sow bizleri, biz Sow'u çok sevdik.. Geleli 6 ay olmadan 3 büyük maçta gol attı.. İnşallah bu birliktelik uzun yıllar sürer..
İlk maçı kazanmak güzel, daha da önemlisi bu şekilde bir futbol ile kazanmak güzel.. Kimin ne yaptığına bakmadan, kalan maçlara konsantre olmak gerekiyor..

Saldır Fener.

8 Nisan 2012 Pazar

Fenerbahçe : 2 - 0 : Antalyaspor / Sistem Önemlidir

Uzun zamandır bloga yazı yazamıyorum.. Twitter blogging'e biraz darbe vurdu hakikaten..Ancak işin asıl boyutu twitter'dan ziyade, bu sene gerçekten yazmak içimden pek gelmiyor..Şu süper final mallığı da bitsin sezon öncesinden itibaren düzenli olarak bloga geri dönüş yapacağım..

Dün oynanan normal sezonun son maçıyla ilgili kısa tespitler yazmak istedim..Bu sezona ilişkin bazı önemli tercih yanlışlarını dolaylı yoldan gösteren bir maç oldu dün oynadığımız maç..

Kadrolar açıklandıktan sonra düşündüğümü, santra yapıldıktan 3-5 dakika sonra Twitter'dan yazdım.. Bu maçta gol atamayacağımız o kadar belliydi ki..Antalyaspor hem bulunduğu konum hem de Necati'yi sattıktan sonra düştüğü kısır hücum gücü nedeniyle gol atmaya çok uzak bir takım.. Adamların santrayı geçmeye çok niyetleri yok açıkçası..

Böyle bir takıma karşı Selçuk-Cristian göbeği ile çıkıp, Alex'in oynamadığı maçta Caner-Stoch varyasyonlarından gol beklemek büyük hayalcilik idi bana göre..

Kafama silah dayasanız ilk yarıdaki oyunla ilgili 5-6 cümleden fazla birşey yazamam sanırım..Çok güzel yan pas yaptı iki takımda..Başka birşey olmadı..

Emre sorununun nedenlerini pek bilmiyoruz açıkçası..Her kim olursa olsun eğer bir saygısızlık yapıldıysa Aykut Hoca'ya , gözünün yaşına bakılmasını istemem..Emre'de hocaya bir saygısızlık yaptıysa bunun bedelini öder ancak eğer ortada bir saygısızlık yoksa Emre'yi oynatmamak çok büyük bir yanlış..

İkinci yarı Emre'nin oyuna alınması bana göre hoca ile Emre arasında bağların tam olarak kopmadığının bir göstergesi..Umarım Emre ile ilgili problem bir an evvel çözülür..Hem playofflarda hem de gelecek sezon Emre'ye çok ihtiyacımız olacaktır..Bana öyle geliyor ki bu sorun herneyse bunu çözebilecek tek isim Aziz Yıldırım'dır..

Her neyse.. Emre ve Sow'un oyuna girişiyle takım klasik bir 4-4-2'ye dönüş yaptı..Aslında ben uzun zamandır 4-3-1-2 diye isyan ediyorum..Özellikle iç sahada Anadolu takımlarına karşı hiç gözünün yaşına bakmadan 4-3-1-2 ile çıkarım sahaya..

Mehmet-Cristian-Emre ortasahası 4-3-1-2 için bana kalırsa çok uygun fakat bu sistemin iyi işlemesi için sağ bekte geçen senenin Gökhan'ı ile sol beke Andre Santos gerekiyor..Ama iyi kötü bu sistem şuanki kadro ve performanslarla da başarı verir bana kalırsa..

Alex ve önde Sow-Bienvenu üçlüsü ile Kadıköy'de size karşı kurulan duvarı mutlaka yıkarsınız..

Alex'in olmadığı maçta 4-4-2'ye dönüş bile oyunu hareketlendirdi..Emre'nin oyuna girmesi ortasahanın ön alaka yakınlaşmasını ve beklerin hücuma katılımını arttırdı..İlk golde Ziegler'in orada olması önemli bir detay..
Bienvenu için de bir iki şey söyleyelim çünkü iki haftadır önemli bir iki sinyal verdi..Geçen hafta Trabzon'a çıkarttığı muhteşem şutu her oyuncu çıkartamaz..Elbette ki Sow genel anlamda Bien'den daha iyi bir golcü fakat Bienvenu'nün en önemli özelliği çabuk hareketlenebilmesi ve cesurca şut atabilmesi..

Dün attığı golün değerini görebilmek önemli..Oradan o golün çıkabileceğini top ağlara gitmeden asla inanmazdım açıkçası..Sonuçta sol ayaklı bir oyuncu değil..Bu takımın önümüzdeki 2-3 sezonunda Bienvenu'den alacağı katkı sürekli artacaktır bence..
Bu arada maçın yıldızı kesinlikle Felipe De Souza idi..Biz ikinci golden sonra Felipe'yi izlemekten maçı izleyemedik.. Tam bir goygoycu :) Allah nazarlardan saklasın.. Türkiye'de doğduğu için yerli statüsünde oynar, hatırlatmak istedim..

Ve elbette Novi Pazar'lı kardeşlerimiz..Böyle bir bağ oluştuğu için hepimiz çok mutluyuz..Dün öğrendiğime göre kale arkasında kareo açıldığı zaman 30'u aşkın Novi Pazar'lı kardeşimiz B Blok'da hüngür hüngür ağlamışlar..Birilerinin onlara değer verdiğini,sahiplendiğini,kardeş hissettiğini onlara göstermek onlar için dünyadaki en büyük mutluluk..Bu kardeşlik hiç bozulmasın,sonsuza kadar sürsün.. İyi ki geldiniz, ayaklarınıza sağlık..

4 Mart 2012 Pazar

Fenerbahçe : 6 - 1 : Gençlerbirliği / İnanın !



Hafta arası yazdığım yazıda 9 puan farka rağmen kaybedilmiş birşey olmadığından bahsetmiştim..Bundan bahsedebilme nedenim bu takımın istediği zaman neler yapabileceğini bizlere defalarca göstermiş olduğudur..

Bugün hala baktığımızda Fenerbahçe kadrosu (ilk 11'i demiyorum) Türkiye'nin en iyi ve en oturmuş kadrosu..Ancak bu takımın bu sene yaşadığı birbirinden sarsıcı ve yıpratıcı olaylar zinciri ve kaybolan kendine güven duygusu takımı bu noktalara getirdi..

Dün oynanan maç hepimize ilaç gibi geldi..Takımın mental anlamda ciddi bir diriliş gösterdiği çok net ortadaydı..Keşke bu diriliş 3-4 hafta önce olsaydı diyoruz elbette ama bir şekilde bir yerden kendini göstermesi çok önemliydi..

Saha içinde sırıtan hemen hemen hiçbir oyuncu yoktu..En önemli fark, takımın önde basma arzusu ve daha önce Kadıköy'de ki maçlarda yaptığı gibi golü atıp arkaya yaslanmamasıydı..

Fenerbahçe takımının ligin neden en iyi ve en oturmuş kadrosu olduğunun bir kanıtıdır ilk gol..Fenerbahçe takımı bu sene Lugano'nun gidişinin ardından duran toplarda ciddi kısırlık yaşıyor..Bu nedenle çeşitli varyasyonlar üzerinde duruyor takım..Gökhan'ı ön direğe yollayıp orayı karıştırmak bu arayışlardan biriydi ve Beşiktaş maçında Yobo'nun golünde meyvesini verdi..
Dün de 70.saniyede Alex'in muhteşem kesmesi ve Stoch'un inanılmaz şutu..Burada oyuncuların saha içerisinde bu tip arayışlara girmesi önemli bir takım karakteridir..Çoğumuz Alex dışarı kestiğinde veya kısa oynadığında ne gerek var diyoruz belki ancak bu tip şeyler denenmeli..

Golden sonra dediğim gibi takım yüklenmeye, istemeye devam etti..Dünün en büyük farkı buydu bana kalırsa..

Moussa Sow keşke sezon başından beri bu takımda olsa..Attığı gol,yaptığı asist ve belki çoğu kişinin gözünden kaçan pozisyonda, Dia'nın golünde yaptığı muhteşem ön direk koşusu..İç saha maçlarında Dia-Sow ile oynanan süreler çok enteresan atak organizasyonları görebiliriz..
Teknik detayların üzerinde çok durmak istemiyorum aslında..Dediğim gibi tüm takım harika oynadı..Gökhan ve Mehmet kanadı geçen seneye en yakın maçlarını çıkarttılar..Stoch-Dia harika..Emre çok ön plana çıkmadı, Cristian inanılmaz istekliydi..Stoperlere zaten pek bir iş düşmedi..

Paragrafı hakeden oyuncu ise ne Stoch ne Sow..

Alex De Souza dün resital sundu..Muhteşem paslar,muhteşem tek toplar,muhteşem bir oyun zekası ve muhteşem bir gol..Sana ne desek az kaptan..İnanılmaz bir karakter, inanılmaz bir zeka..Hele ilk yarıda direğin dibinden usul usul auta çıkan bir şutu var ki bir futbolcu bir topa nasıl öyle vurur, inanın anlaşılır değil.. Sağ ayakla verdiği iki %100 gol pası da muhteşemdi..
En çok ihtiyaç duyulan zamanda gelen harika bir skor ve sezonun en iyi oyunu..Şimdi Ankaragücü maçını da kazasız belasız atlatıp sezonun en önemli, en beklenen maçına çıkmak ve ligi yeniden başlatmak gerek..

Miroslav Stoch'un sezon başından bu yana kendine gelen güveninin bu maçın ardından tüm takımda hissedilmesi bu yazdıklarımın gerçeğe dönüşmesi için yeterli olacaktır..

27 Şubat 2012 Pazartesi

Kaybedilmiş Birşey Yok..


Eskişehir maçından sonra Yobo'nun açıklamaları çok enteresandı..

Maçlardan önce herşeyi konuşuyoruz ancak sahaya çıkınca herşey lafta kalıyor diyor Joseph Yobo..

Bizler de bunun farkındayız aslında..Oyuncularımızın sezon başından beri verdikleri demeçler çok hoşumuza gidiyor ancak bunun sahaya yansımasını göremediğimiz için bizler de hayal kırıklığına uğruyoruz.

Fenerbahçe'nin geleneğinde vardır başkanın soyunma odasına müdehalesi..Yıllardır bahsedilen 'Azizsilin' etkisi de bunun bir sonucudur..Azizsilin'in olmadığı ve üzerine bu olayların yaşandığı bir yıl futbol takımının süt dökmüş kediye dönmesi beni pek şaşırtmıyor..

Takımın iç sahada tribün desteği ve gazıyla kendine güveninin yerine gelip maç kazanmasının en büyük nedenlerinden biri de bu zaten..

Fenerbahçe takımı çok ciddi bir motivasyon kaybında ve derin bir boşlukta..Tüm bu desteğe rağmen takım deplasmana gittiğinde bu derin boşluğun içinde kayboluyor..

Burada Aykut Kocaman'a da biraz eleştiri yapmak gerekiyor..Hocamız ne yazık ki saha içerisinde radikal kararlar alamıyor..

Ben şuna eminim ki Karabük-Samsun-Belediye-Eskişehir maçlarında oyuna 2.forveti alabilme cesaretini gösterseydi hoca, bu 4 maçtan en az 6 puan çıkartırdık..Bu söylediğime katılmayan varsa yorum bırakabilir..

Ve elbette bu oyuncu değişikliklerini 60'dan sonraya bırakmamak gerekir..Ancak hoca ne yazık ki değil 60,neredeyse hiç yapmıyor bunu..

4-3-1-2 çok çılgın bir değişiklik de değil üstelik..

Bahsettiğim gibi şuan takımın Azizsilin etkisinin yarısı da olsa bir etkiye ihtiyacı var..Önümüzde playofflarla birlikte 12 maçlık bir süreç var..Playoff öncesi oynanacak 6 maçın 4 tanesi içeride , deplasmanda oynanacak maçlardan biri de Ankaragücü..

Bu takım neler yapabileceğini bize yıllardır gösteriyor..Yeter ki inansın,kendine güvensin ve mücadele etsin..

Ancak bunu tetikleyen bir gün iç sahadaki tribün, bir gün de kenardaki hoca olmalıdır..

Formsuz Ziegler-Cristian-Mehmet ile 28 hafta kaybettik zaten..Fenerbahçe'nin artık hücum etmeye ihtiyacı var..

Azizsilin'i bulamıyoruz, bu sene üretimi yasaklandı..Haydi Aykut Hocam sen bul bir ilaç..

Biraz cesaret, biraz radikal kararlar..

Aziz Yıldırım geçtiğimiz Cuma çıksaydı şu takım Eskişehir'e 4 atarak gelirdi..Bunu kabullenmek lazım..Bu boşluğu bir şekilde doldurun ve kalan haftalarda en iyi mücadelenizi sahaya koyun..

O forma için savaşanlar asla yalnız kalmazlar.

25 Şubat 2012 Cumartesi

25 Şubat 2012


Bugün 25 Şubat 2012..

Belki ilk kez söylemiyorum ama 3 Temmuz'dan bugüne dek yaşadığım duygular belki de ömrümden 3-5 seneyi aldı..

Yaşadığımız duygular inanılmaz diplerde ve tepelerde gezdi..Fenerbahçemiz için çok kişinin kalbini kırdık, çok kişiyle takıştık.. İnandığımız değerin ve gözlerimizin önünde olanları lekemeye çalışanlara hala mücadele ediyoruz..

Üstelik bugün 25 Şubat 2012.. 3 Temmuz 2011 sabahından fazlaca yol katetmişiz..

Yoğun bir hafta Çağlayan'da biber gazıyla sona erdi..Fenerbahçe tutsaklarından Şekip Bey ile Fenerbahçeli Cemil'i kurtarabildik bu dalgada..Diğerleri de hakettikleri gün ışığına kavuşacaklar en kısa zamanda..

Ama işin neticesinde kulübün tüm halkalarını fazlasıyla yoran,yıpratan ve işin neticesinde kalbini kıran bir sonuçla tekrar yolumuza çıktık..

Aziz Yıldırım'ın emniyet-savcı ve okyanus ötesine yolladığı mesajlar çok açıktı savunma sırasında..Bunlara bu yazıda girmeyeceğim..Ha girilmesi gereken bir nokta var ama..

İstifaya davet edilen Emniyet'in başkana mesajı oldu belki bu akşam Eskişehir'de yapılan muamele..İstanbul'dan yolcu ettiğimiz abilerimiz,kardeşlerimiz belki ben evde bu yazıyı yazarken hala oralarda bir yerlerde tehdide,küfüre ve biber gazına muhattab oluyorlardır..

İleri demokrasiyle yönetilen polis devletinin Aziz Yıldırım'a bir gözdağı belki de bunlar..

Fenerbahçe her koluyla ciddi bir kuşatma altında..Bu kuşatmayı bir gün 45.000 kadın ve çocuk , bir gün otobüsler dolusu taraftar , bir gün Koç gibi bir yönetici , bir gün (ki bu sene pek göremiyoruz) taraftar yürekli bir futbolcu kırmaya çalışıyor..

Bu abluka elbet dağılacak,bu kuşatmadan Fenerbahçe'nin güneşi doğacak..

Fakat bizden alınan, daha doğrusu çalınan hisler ve duygular ne olacak..?

Son 4 deplasmandan puan alamayan bir takıma dönüştü geçen sene 18'de 17 yapan canavarlar..

Çok kızıyoruz, sindiremiyoruz yapmadıkları mücadeleden ötürü..Ama bu adamlar dün gece saat 3'e kadar FBTV başından ayrıldı mı ki..?

He bunların hiçbiri mazeret değil..Eskişehir'de 'Aziz pabucu yarım çık dışarıya oynayalım' diye başkanınla dalga geçenlere sahada cevap veremiyorsan benim gözümde sen hiçbir zaman bu 'onurlu mücadelenin' adamı değilsin..

Artık burada mücadele istiyoruz,sonuç önemli değil falan da yazmayacağım..Biliyorum sizler de çok yıprandınız,çok üzüldünüz,çok yoruldunuz..Yazmayacağım sizlere birşey..Çok daha iyisini yapabilirdiniz sadece ve siz bunu yapamadınız..Buna kırgınım sadece..

Ama ne yapayım.. Tüm direnişe ve desteğe rağmen bu zincir kırıldı..Bu sezon şampiyonluk hayalleri bile kurmuyorum artık..Maçı izlerken 4 duble rakı içtim , bir yudumu keyifle gitmedi..

Bu sene kim şampiyon olursa olsun..Operasyonun en önemli sonuçlarından biri olacak şekilde Fatih'in Aslanları şampiyon olsun, banane..

Benim için asıl şampiyonluk Aziz Yıldırım ve diğer yöneticilerimizin dışarı çıktıkları ve beraat ettikleri gündür..

Geçen sezonun şampiyonluğunun temizliği tüm Türkiye'nin kafasına dank ettiğinde bizler 25 milyon tekrar sokaklara dökülüp Sivas maçının bitiş düdüğünü tekrar tüm Türkiye'ye yaşatacağız..

13 Şubat 2012 Pazartesi

Bir Marka Nasıl Harcanır..? Fenerium Yanlışları


Öncelikle böyle bir yazıya neden giriştiğimi belirtmem gerekiyor..Endüstriyelleşen futbolun geldiği noktada saha içerisindeki başarı çok sağlam oyuncu kadroları kurmaktan geçiyor..Futbola giren Arap ve Rus sermayesi ve ortada dönen inanılmaz paralar sektörün kaymağının ne kadar tatlı olduğunun kanıtı..

Piyasada bitmek bilmeyen bir rekabet var hal böyle olunca..Her oyuncunun daha iyisi,her stadın daha büyüğü her sponsorun daha zengini rahatlıkla bulunabiliyor..

Kulüplerin bu piyasada en büyük legal gelir kaynakları ; Yayın gelirleri , sponsorluklar , stad gelirleri ve forma satışları adı altında incelenen ürün satışları..Hatta durum öyle acımasız bir noktada ki imkanı bulan hemen hemen her takım stadyumunun ismine bile sponsor arıyor..Yeter ki bir yerden para gelsin..

Bu bahsettiğim konuların çok daha detaylarına inebilirim zira bu konular gelecek 10 yıl içerisinde artık uzmanlık gerektirecek bir iş alanı olacak..Bu yazının mikro odağı Fenerium’un satış/pazarlama stratejileri ,ürün yelpazesi, olmaması gerekenler ve olması gerekenler üzerine olacak..

Ancak dediğim gibi yukarıda bahsettiğim makro odak çok büyük bir okyanus ve stratejiler her kulüpte farklılıklar göstereceğinden tamamen profesyonellerden ziyade,o kulübün içinden yetişen profesyonellere bırakılmalıdır.

Şunu belirteyim bu arada..Bu tip yazılarda her zaman ‘ehem öhöm bakın Real Madrid geçen sene bu kadar para kazanmış store’dan,stad turundan vs. ‘ konuları konuşulur. Bana kalırsa bu tip örneklendirmeler yapmak doğru sonuçlar veren bir denklem olmaz zira yukarıda dediğim gibi her kulübün kendi iç dinamikleri farklıdır ve bir noktadan sonra kazanabileceğiniz paranın da bir üst limiti vardır.

Fenerbahçe özelinde şunu söylemek gerekir ki , Fenerbahçe taraftarı kafayı sıyırdığı zaman günde 1 milyon TL gibi cirolar bırakabilen bir kitle..Yeter ki doğru noktalara , doğru atışlar yapılsın..

Peki bu doğru atışlar ne kadar yapılabiliyor..?

Fenerium’dan aldığınız kupa bardağın ilk çayınızı içtiğinizde renginin değişmesine kadar detaylara ineceğimiz yazının öncesinde kendi adıma Fenerium’da gördüğüm en büyük sıkıntıyı dile getirmem gerek..

Türkiye’de sanırım herkesin kabul ettiği bir gerçektir ki ; kulübüne en bağlı taraftar Fenerbahçe taraftarıdır. Bu karşılık beklemeksizin kurulan bağın neticesinde Fenerium’larda ‘ne yaparsak yapalım zaten talep doğacak’ anlayışı benimsenmiş durumda bana göre.

Yapılan ürünler herşeyi geç görüntü olarak hoş değil. İçerisinde sadece Fenerbahçe logosu olması veya slogan bir cümle yazması bir ürünü satmak için yeterli değil.

Slogan cümle demişken hemen açıklık getirelim. ‘Sevdamıza kimse engel olamaz’ diye başlayan ve avaz avaz söylediğimiz mükemmel bir tezahuratımız var. O tezahuratın , o güzel sözlerin , o harika sloganın hakkını veren t-shirt bu mudur allah aşkına..?

Ve bu t-shirt 34.95 TL. İşte bu yazı bu ve buna benzer örneklerle devam edecek.

Şimdi bu t-shirt’ün bilmediğim ama tahmin ettiğim hikayesine geçelim. Bu kadar güzel bir slogan elbette kullanılmalıydı. Ama şimdi bu öyle bir ürün ki ‘ abim artan düz laci kaç t-shirt var..?Heh tamam Times New Roman , 72 fontta daya abi sloganı , mahkemeden önce hazır olsun ‘

Elbette burada işi hikayeleştirdim ama dialoglar böyle olmasa da şu ürünün karşılığı buna benzer bir mantıktır kimse kusura bakmasın.

Yazıya başlamadan önce twitter’dan da fikirler aldım..O kadar çok şikayet var ki hepsine tek tek girersem yazı bitmez cidden..Belli başlıklardan devam edelim..

Ürünlerin bana göre %80’i stil ve tarz olarak çok kötü. Ama belki de bu benim zevksizliğimden ötürüdür o yüzden bu kişisel görüşü çok ön planda tutmuyorum ancak fiyat politikası tam bir rezalet..

Bakın mesela bu..Ben giymem , başkası giyer ona diyecek hiçbirşey yok elbette ancak buna 70 TL verilir mi..?

Bunun da fiyatını falan geç , bordo mavi abi bu..Ne işi var bunun burada..?

Bu tip verilecek çok örnek var. 160 TL’ye mont var mesela..Olacak iş değil..Efsane formamıza aşığız resmen ama 80 TL fiyat çekiliyor. Efsane formadan az kar et ne olacak..? Bu mantıkla marka mı yönetilir demeyin , o efsane formayı piyasaya çıkartıyorsan 80 TL fiyatlandırma ayıptır,kimse kusura bakmasın.

Ayrıca ürün kalitesi olarak da bu fiyatın yakınından geçmiyor ürünler..İlk yıkamada çeken,rengi atan,pamuklaşan ürünlerden taraftar çok şikayetçi..

Uzun yıllardır taraftarların ‘reklamsız forma’ talebi var.Bunu da neden yapmazlar anlamıyorum. Üstelik bizler reklamsız forma istedikçe , formadaki reklamlar arttı..Artık sırt kısmına ismimizi bile yazamıyoruz..Hepimiz çokomel gibi geziyoruz..Yaz günü kapşonlu giyer olduk , Ülker diye dolaşmayalım diye..

Forma demişken bir iki detay daha..Uzun kollu forma neden yapılmıyor..? Her halısaha oynayanın rüyasıdır uzun kollu forma..Şaka bir yana bu da bir tarzdır ve kendine has bir kitlesi vardır..Neden es geçiliyor..?

Avrupa’da da gördüğümüz üzere takımlar store satışlarını arttırmak adına asli renklerinden farklı renkler kullanarak belli forma ve tasarımlara giriştiler..Bu da tadında kaldığı sürece çok güzel ve getirdiği gelir açısından da önemli bir hamle. Ama bazen tadı kaçıyor.. Fosforlu formalar,her casual üründe kullanılmaya çalışılan mavi-beyaz tonlar , yine günlük hayatta asla giyemeyeceğimiz aşırı fosforlu ve turkuaz tonlar ürün satışlarını bana kalırsa baltalıyor.

Bu da farklı bir konuya itti bizi. Fenerium’larda belki çok fazla ürün var ancak hadi bunu da dışarıya çıkarken giyerim diyebileceğiniz çok az ürün var.Bunun nedeni ya kullanılan renkler ya da aşırı rahatsız edici büyük fontlarda yazılan yazılar veya şekiller..

Bir şuna bakın

Bir de herhangi bir Fenerium t-shirt’üne bakın..Olacak iş mi..?

Sosyal medya’da en az 50 insan bulabilirim size ‘abi emlak bankası forması bulsak da alsak’ diyen. Ben bu yazıda örnekleri Arsenal Store’dan veriyorum Arsenal’e olan sempatimden dolayı.Mesela orda Retro Collection’da JVC reklamlı 1985 yılının formaları satılıyor hala. Bugün Emlak Bankası 8 Rıdvan forması satılsa fena mı olur..? Basit bir örnek yani bu..

Retrolarda çok zayıf olduğumuz gibi , Fenerbahçe efsanelerinin kullanımı sıfırın altında..Lefter için yapılan t-shirt bu mu olmalı allah aşkına..? Bunu tasarlamak ayrı bir ayıp , bunu piyasaya sürmek çok daha ayrı bir ayıp..Bu artık zevk işi değil ayrıca..Ben beğenmem sen beğinirsini yok bunun..Bu açık ve net çok kötü bir ürün. Lefter’in vefatından sonra bu tasarım mı yapılıyor..? Tasarım demek bile ayıp şuna , kusura bakmayın.

Geçen sene Fenerbahçe tarihinin en unutulmaz ve destansı şampiyonluğunu kazandı. Bu sürecin sonunda çıkacak hiçbir sonuç bu duygularımızı zedeleyemeyeceği gibi,o takımın ve Aykut Kocaman’ın saha içerisinde verdiği o unutulmaz mücadeleye asla gölge düşüremeyecek. Fakat ne oyuncularla,ne de Aykut Kocaman ile ilgili bir tane ürünün yok..!

28 gol atan Alex’in , kalesini gole kapatan Volkan’ın , Antep’e atılan golde ortayı yaptığı yere çöküp ağlamaya başlayan Gökhan’ın, her maç ciğerlerini sahada bırakan Emre’nin Mehmet’in hiç mi değeri yok..? Bu oyuncularla ilgili hiç mi ürün çalışması yapılmaz..? Ya Aykut Kocaman..? Bu sorular çok enteresan gerçekten..Yani bunları burada soruyor olmam bile çok saçma..

Sloganlardan bahsetmiştim yazının başlarında.. O kadar güzel sloganlar var ki , en kötü atkı yaparsın yani..Ben şu atkıyı bulabilmek için 10 gün araştırma yaptım..Atkı çok mu güzel..? Değil. Ama şu mesajı verebileceğimiz başka bir alternatifimiz var mı..? Yok.

Haklıyız kazanacağız ! sözü 3 Temmuz’dan beri en büyük sloganlarımızdan biri..Bir tane atkısı,ürünü var mı..? Yok.

Atkıdan girmişken,büyük maçlarda satışa çıkmak üzere maç günü atkıları istiyoruz yıllardır.Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadığımız sene millet Sevilla’dan fazladan aldığı Sevilla-Fenerbahçe maç günü atkılarını burada üç basamaklı rakamlara satıyordu..

Mesela Arsenal Store’u gezerken şu olaya bayıldım.

Bunlar ciddi fiyatlara satılıyor..200 pound..Ama muhteşem. Düşünsenize size hediye olarak Volkan’ın bir maçta giydiği eldiven imzalı ve çerçeveli olarak geliyor. Ne muhteşem bir hediye. Bunu da şöyle yaparsınız , atıyorum Volkan’ın eldiveni 500 tane piyasaya sürersin , 200’ü İstanbul’da olur fiyatı yüksek olur.. Herkesin evinde olacak birşey olmaz ama çok özel bir ürün serisi olur..

Bunun Rıdvan’ını , Aykut’unu , Can Bartu’sunu falan da yaparsın ve çok ciddi talep görür..

Futbol dışı branş ürünlerine de dikkat çekmek lazım..Arsenal gibi sadece futbol kulübü değiliz sonuçta.Ancak diğer branşların da ürün yelpazesi yerlerde..Hani ürün yelpazesi demeyelim gerçi,sonuçta ne kadar talep görebilir ama Fenerbahçe Basketbol ürünü bu mudur..? Fiyatı da bu mudur yani..?

Bunlar her anlamda taraftara yapılan ayıplardır bana kalırsa.

Daha örneklendirebilecek,fikir verilebilecek çok şey var ancak artık kapatalım yavaş yavaş.Son bir iki ufak fikir , Bobblehead veya futbolcu figürleri , stad maketi (ama daha önce çıkan kinder sürpriz oyuncağı gibi değil) , stad gezileri (yedek kulübesine girebilme vs. ) gibi imkanlar kullanılmalı..

Ne yapmalı peki..? Dediğim gibi bana göre en önemli noktalar ;

  1. Düzenlenen ve akla uygun fiyat politikası
  2. Güzel tasarımlar
  3. Maç günleri dışında giyilebilecek ürünlerin artması
  4. Taraftarın istedikleri tarzda ürünler çıkartılması
Bunları da yazının en başından dediğim üzere bu işlerde profesyonel olanlar değil , tribünün dilinden anlayan , Avrupa'da bu işlerin nasıl yürüdüğünü inceleyebilecek isimler yapmalı..Arsenal'e Henry döndü 2 aylığına Arsenal Store'un yapmadığı reklam kalmadı 'Kral Döndü' diye.. Fenerium'un bu interaktif hantallığı da oluşturulacak bir ekiple giderilmeli..

Atladığım birçok detay olmuştur muhakkak ancak umarım okurken çok boğulmadığınız faydalı bir yazı olmuştur ve gerekli yerlere ulaşır.

EKLEMELER

Öncelikle yazıya gösterdiğiniz ilgi için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum..

Yazıyı okuyanların yazıya verdiği destek ve paralel düşünceler doğrultusunda birkaç ekleme yapmak durumunda kaldım..Özellikle Twitter'dan inanılmaz sayıda paralel düşünce ve yeni nokta atışları yapıldı..Madem bu konuya ön ayak olduk bu yazı ile o halde eklemeleri de yazının sonuna iliştirelim..

Sosyal medyanın en etkili satış ve pazarlama silahlarından biri halini aldığı bugünlerde Fenerium'un bu alanlarda daha interaktif olabilmesi,hantallığını ortadan kaldırması ve çeşitli kampanyalarla ilgiyi üzerine çekmesini sağlamak gerekiyor. Bunu klasik 'soru soruyoruz,doğru cevabı veren 1,10 ve 100.kişiye x ürünümüz hediye' klişesinden çıkartıp , bu interaktif ortamı taraftarlarla harmanlaması gerekir.

Yapılması hoş olabilecek bir diğer nokta ise , tasarım yarışmaları..Fenerium'un o ay çıkartacağı bir t-shirt,kazak,atkı,şapka,yatak örtüsü vs. vs. ürünlerinden biri için bir yarışma yapılır ve anket sonucu birinci seçilen üründen belli bir miktar yapılır..Tasarım birincisine de değişik ödüller verilebilir ki en büyük ödül takımından bir futbolcuyla tanışması olabilir..

Avrupa'nın belli başkentleri ve Amerika'nın en önemli şehirlerinde yer alan büyük spor marketlerinde belli miktarlarda Fenerbahçe forması olabilse hem kulüp reklamı için hem de orada yaşayan insanlarımız için güzel bir nokta atışı olabilir.

Ayrıyetten yurdışı satışları ile ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç var..Gurbette yaşayan Fenerbahçeliler yüksek kargo fiyatlarından şikayetçiler..Bununla ilgili bir çalışma yapılarak orada ki pazarı daha işlek hale getirebiliriz.

Bana göre de çok önemli olan bir konu ise ürünlerin kalıpları ile ilgili..Bazı ürünler (örn:polo t-shirtler,bazı gömlekler ve kazaklar) slim fit olmalı..Klasik fit her ürüne yapılmaz. Daha aktif,şık ve sade ürünlerde slim fit'in kullanılması bu ürünlerin dışarıya da rahatlıkla giyilmesini sağlar.

Özellikle bayan voleybol ve basketbol ile ilgili çok fazla şikayet var. Bu sporlara yönelen genç kardeşlerimizin kendilerini bu takımlara,izledikleri ablalarına aidiyet uyandırabilecekleri bir tane ürün bile yok. Bu çok ciddi bir sorun..Fenerbahçe bayan basketbol ve bayan voleybol'da tarihe geçecek takımlar kurdu fakat bunlarla olan aidiyet bağı sadece çubuklu forma..

Son 3-4 yılda Adidas ve Nike'ın gerek nba şortları gerekse eşofman altları inanılmaz bir patlama yaptı..Bunların model olarak birebir aynısını yap,turkuaz veya fosforlu abuk renkler kullanma ,bi tane cebin altına küçük bir Fenerbahçe logosu iliştir bak bakalım nasıl satıyor..Yine dediğim gibi basketbol şortu..Takımın giydiği şort değil..Biraz tarz biraz daha göz alıcı birşeyler yapılsa çok önemli satışlar yapılabilir.

Yazının eklemeler yapılmayan halini her derdimize kulak vermeye çalışan Ömer Temelli okudu ve beğendi. Bu eklemeler yapıldıktan sonra yazıyı kendisine tekrar ulaştırmaya çalışacağız. Bakalım bu yazı gerekli harekete yardımcı olabilecek mi..Burada şu da önemli , ben bu yazıyı yazdım ve belki bu yazdıklarımın hepsine çözüm bulunacak fakat burada asıl soru ,bir daha ben veya sizlerden biri bu tarz bir yazı yazma gerekliliği duyacak mıyız..? Umarım bu sorunu çözebiliriz..

Tekrardan hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim güzel yorumlarınız için..