28 Mayıs 2011 Cumartesi

Barcelona : 3 - 1 : Manchester United


Maçtan önce yine favori Barcelona'ydı fakat hem 2 sene önceden dersler çıkarması beklenen Sir Alex hem de çok iyi bir sezon geçirerek dünyanın bir numaralı liginde rahat rahat şampiyon olan Manchester United'ın takım performası bu sefer maçın iki taraflı geçme olasılığını kağıt üzerinde arttırmıştı..Ve herşeyden ötesi United 'taş gibi takım' dediğimiz türden bir takım..Çok dengeli ve ne yaptığını bilen bir takım..Genç yeteneklerinin yanında tecrübeli isimlerle de bu tip maçları kolaylıkla yüklenebilecek bir takım..

Ki maç bu duruma uygun başladı..İlk 5 dakikalık bölümde United önde basan,ikili mücadelelerden galip ayrılan ve iştahını sahaya yansıtan bir futbol ortaya koydu..Maçın Wembley'de oynanıyor olması , United'ın açlığı gibi etkenler ilk 5 dakikada ibreyi United'a çevirmişti fakat Barcelona bu döngüyü çok çabuk kırdı ve oyunu kendi kontrolüne geçirdi..

Barcelona alıştığımız pas oyununa dönerek oyunun kontrolünü ele aldı..Ortasahada alıştığımız pas trafiğe dönen Barcelona,United'ı sahasına hapsetmeye başladı ve maçın devamındaki 70 dakikaya yayılacak olan kedi-fare oyununa başladı..Tıpkı 2 sene önce Roma'da yine United'a yaptıkları gibi..Ferguson,Roma'daki finali işaret ederek,dersler çıkarttık bu sefer farklı olacak demişti maçtan önce ama bu açıklaması 90 dakikalık oyunun ilk 5 dakikasında kaldı sadece..

Barcelona atakları United kalesinde ciddi boyutlara ulaşırken önce Villa sonra Messi kaçırdı..Oyunun kontrolü ve pas trafiği tamamen Barcelona'nın elindeydi ve sonra dünya futbol literatürüne Barcelona golü olarak geçecek gollerden biriyle Barcelona öne geçti..Xavi'nin sola bakarken sağ ayağının dışıyla attığı ara pası , klasik bir Pedro koşusu ve vuruşuyla birleşince Barcelona kilidi kırıyor ve 1-0 öne geçiyordu..

Bu dönemde topla oynama oranında Barcelona %70'lik paya sahipti..Bu %70'lik oranın içinde ki paslaşmaların birinde sol taç çizgisine sıkışan top Rooney ile Barcelona kalesinde gol oluyor ve Manchester maçın ilk 5 dakikasında sahip olduğu özgüvene belki de geri dönüyordu..Ama golden sonra dahi oyun yine golden önceki Barcelona oyununa dönüyordu,Barcelona Xavi-Iniesta önderliğinde rakip kaleye gelmeye devam ediyordu..

Maçın enteresan notlarından bir tanesi de özellikle ilk yarıda neredeyse faul düdüğü çalınmamasıydı..Bunun en önemli nedeni Barcelona'nın genelde ikili mücadeleye girmeye gerek duymaması ve sürekli United'ın topun peşinde koşturma haliydi..

İkinci yarıya çok daha hızlı ve baskılı başlayan Barcelona kısa sürede Messi ile golü buluyor ve 2-1 öne geçiyordu..Golde Van Der Sar'ın hatası onun son maçı için bir talihsizlikti..Bu hatayı telafi edercesine Xavi'nin harika şutunu kurtarsa da Villa'nın şutu için yapacak hiçbirşeyi yoktu..Topu o pozisyonda soldan gol bölgesine kadar çalımlarla getiren Messi'de unutulmasın..


3-1'den sonra maç rölantiye döndü..Barcelona artık Van Der Sar'ın kalesine gitmeyi tercih etmeyerek top yaptı ve United'ın atağa bile dönüşmeyen pas trafiğine izin verdi..2 sene öncesinde olduğu gibi Manchester yine pozisyona giremeden maçı bitirdi..2 sene önceye göre bu sene ellerinde artı olarak sadece Rooney'in golü vardı..

Barcelona için övgü sözcüğü aramaya çalışmak , onları anlatma çabasına girmek artık boş..Sir Alex'in , Jose Mourinho'nun ve nice takım/teknik direktör kombinasyonunun çaresiz kaldığı , karşısında hangi takım/ekol/diziliş olursa olsun kendi futbolunu oynamaya devam eden bu takım elbette ki dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbol takımı..

Maçın en önemli anısı ise 90 dakikadan değil..Kupa töreninde kaptanlık pazubandının başarılı bir maç çıkartan Eric Abidal'e verilmesi ve kupanın onun ellerinde havaya kalkması..Barcelona gerçekten bir takımdan çok öte..

27 Mayıs 2011 Cuma

Şampiyonluk Hikayeleri - 3

Türk Telekom Arena'ya giderken takım için belki 1 puan yeterliydi fakat taraftarlar oradan mutlaka galibiyetle dönmesini istiyordu takımın..O gün için ne şampiyonluk hesapları ne de başka bir düşünce vardı..Fenerbahçe , rakibine yeni stadında ilk mağlubiyetini tattırmalıydı..Fenerbahçe takımının oturmuşluğu , isteği ve arzusuna Galatasaray'ın felaket sezonu da eklenince kağıt üzerinde avantaj Fenerbahçe'deydi..

Maçın hikayesine gelirsek..Kazım'ın Aykut Kocaman'a yaptığı hareket ve Alex'in kafa vuruşu..Ve maçtan sonra Alex'in bu ikisini de aslında birbirine bağlayan ' o Kazım bense Alex ' demeci..Aslında o iki golü ve sonrasında yaşananları izleseniz maçın özetini ve hikayesini de izlemiş olurdunuz..O akşam Fenerbahçe hem ezeli rakibinin canını çok yaktı hem de şampiyonluk yolunda çok büyük bir engeli daha geride bıraktı..

Fenerbahçe maçıyla göreve gelen Hagi'nin biletini Türk Futbolunun en çok sorulan sorusu olan 'Hagi mi Alex mi' sorusundaki rakibi kesiyordu..Deplasmanda sadece Galatasaray'a gol atmayan kaptan bunu da o akşam gerçekleştiriyordu..Fenerbahçe'nin inanmış ve moralli kadrosu bu maçta yine bir geri dönüşe imza atarak 1-0'dan maçı son 15 dakikada çeviriyordu..

Galatasaray engelinin de aşılması şampiyonluk yemeğine tuz-biber oluyordu..Fikstürün zorlaştığı periodda Kadıköy'e Bursaspor gelirken akla geçen sene oynanan maçta geliyordu..Guiza'nın gözyaşları , 2-0'dan 2-3 verilen maç..Ki aslında şampiyonluk verilmişti o akşam..Fenerbahçe taraftarı en az Galatasaray maçında olduğu kadar Bursaspor'u da yenmek istiyordu o akşam..Takım karşısında çok kapanan bir Bursaspor bulmuştu..O gün 2 penaltı güme giderken uzun zaman sonra ilk kez puan kaybı yaşanıyor ve liderlik tekrar Trabzonspor'a geçiyordu..

Zor alınan liderliğin ilk puan kaybında el değiştirmesi takımın moralini ne kadar bozdu bilemiyorum ama ben kendi adıma bu duruma sinirlenmiştim açıkçası..Öyle bir durum ki kazanıyorsun kazanıyorsun en ufak bir kayıpta yine bir basamak aşağıya düşüyorsun..Tamam Fenerbahçe inanılmaz bir seri yakaladı fakat Trabzonspor'da ikinci yarının ilk periodu dışında hiç pes etmiyordu..

Bundan sonra oynanacak Eskişehir deplasmanı çok önemliydi..Askerliğimde izleyemediğim tek maç olan Eskişehir maçı için şunu diyebilirim ki , 1-0'ı yedikten sonra hemen reaksiyon vererek 5 dakikada öne geçen ve daha sonrasında oyuna hakim olan Fenerbahçe takımı yine yine ve yine bu şampiyonluğu ne kadar çok istediğini gösteriyordu..Kaptan Alex'in golsüz ama birbirinden güzel asistlerle damgasını vurduğu bir maçın ardından takım yine zor bir maç için İstanbul'a geliyordu..

Hikayeleri anlatırken hep şunun farkına varıyorum , bu takım bu noktalara cidden tırnaklarıyla gelmiş..Geriye düşülen maçlar , 90 dakika boyunca mücadelenin bir an bile bırakılmadığı maçlar , yerlisi yabancısı sürekli insiyatif alarak maçı döndürmeye çalışan oyuncular ve Bursaspor maçı örneğinde olduğu gibi dakika 90 bile olsa avaz avaz takımına destek veren Fenerbahçe taraftarı..Bu şampiyonluğu bu camia herşeyiyle çok istedi ve bunun için herkes elinden geleni yaptı..İşte bu ve benzeri nedenlerin ne kadar sık karşımıza çıktığını görüp bu ligin en iyisinin Fenerbahçe olması gerektiği inancımız da sağlamlaşıyordu haftalar geçtikçe..

26 Mayıs 2011 Perşembe

De Gea - 17 milyon pound - Volkan


Yaşayan efsane Van Der Sar cumartesi gecesi oynanacak final maçıyla futbol yaşantısını sonlandıracak..United'ın kaleci arayışı aslında 2 senedir vardı fakat Van Der Sar üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirerek United'ı 2 senedir bu arayıştan sıyırmıştı fakat artık United'ın çaresi kalmamıştı..Mutlaka bir kaleci alınacaktı..

Sir Alex'in tercihini Atletico Madrid'in 20 yaşındaki kalecisi De Gea'dan yana kullanması açıkçası fena bir seçim değil..Her ne kadar De Gea bana göre çok üst düzey bir kaleci olmasa bile 20 yaşında olması ve potansiyelinin olması Sir Alex'in tercihi olmasını sağlamış olmalı..Aslında United Neuer'i istiyordu fakat Neuer'in Bayern'i tercih etmesiyle transfer okları genç De Gea'yı göstermiş anlaşılan..

De Gea dediğim gibi potansiyeli olan ancak Premier Lig seviyesinde ne kadar başarılı olacağı soru işareti olan bir kaleci..Buraya bu yazıyı yazma nedenim De Gea için 17 milyon pound bir transfer ücretinin ödenecek olması..De Gea şu performansıyla 17 milyon pound ediyorsa , Volkan Demirel'e bir Avrupa devi talip olursa onun için ne istemeli Fenerbahçe gerçekten oturup düşünmesi lazım..

Emenike Transferi Üzerine


Sezon boyu konuşulan transfer resmiyet kazandı ve Emenike resmen Fenerbahçeli oldu..Bu transferi en başından beri Aykut Kocaman'ın çok istediği söyleniyordu..Emenike önce Bank Asya'da takımına verdiği katkıyla dikkat çekmiş , ardından süper lig'de çok iyi bir performans ile rüştünü ispat etmişti..

Emenike yırtıcı forvet klasmanının ligimizdeki öncülerinden biri..Niang'dan daha hızlı ve güçlü fakat son günlerin trendiyle söylersek bir Niang değil elbette..Ama çok ekstra özellikleri var..Dediğim gibi çok delici bir oyuncu..Kolay kolay yıkılmıyor..Sezonun ilk yarısında Kadıköy'de attığı gol bu yıkılmamazlığının ve hızının bir göstergesiydi..Yobo'dan çok rahat kurtulmuş ve 25 metre top sürerek köşeden golü bulmuştu..Özellikle Alex gibi bir üstadla oynayacak olması alabileceği toplar konusunda onu çok daha şanslı kılacaktır bu sezon..

Türkiye'de her zaman bu tip oyuncular için söylenen , Anadolu takımlarının kontracı golcüsü kalıbına uyan bir oyuncu değil Emenike..Çünkü tek özelliği bundan 10-15 sene öncesinin gündemdeki golcüsü Preko gibi sadece hızlı olması değil..Emenike kapanan rakibe karşı da çok etkili bir oyuncu..Çok hareketli ve rakibini birebirde geçen bir oyuncu..Zayıf olduğu alan hava topları diyebiliriz..

24 yaşında , iki senedir kendini izleyenlere hayran bırakmış , artık Nijerya milli takımında oynayan bir oyuncuyu almak bence yerinde bir transfer kararıdır..Semih'in ayrılacağı düşünülürse o bölgede Niang tek kalacaktı..Emenike transferine rağmen oraya bir de Mustafa Pektemek alınırsa bomba bir rotasyon oluşur forvette..Emenike'yi Aykut hoca şuan ki sistemde ilk 11 oynatmayacaktır..Ama Fenerbahçe'de bunları konuşmak için henüz çok erken..Volkan-Gökhan-Andre-Yobo dörtlüsünün transferlerinin nasıl şekilleneceğini görmek ve yabancı hakkını buralara doğru kullanmak gerekiyor..

Emenike transferi hayırlı olsun..Fenerbahçe'nin hızlanan futbol stiline ciddi bir katkı daha oldu bu transfer..Stoch-Dia-Emenike ve Niang gibi dikine giden oyuncular bu ligde ne kadar çok iş yapıyor görebiliyoruz..Emenike ve Niang'ın toplam gol sayıları 29 geçen sezon..Ayrıca sadece Niang 4-5 penaltıya neden oldu..

Fenerbahçe transfere yerinde bir hamleyle ve hızlı başladı..Şekip Mosturoğlu bu sezon transferler kampa yetişecek dedi..Zaten Aykut hoca çoktan alınmasını istediği oyuncuları yönetime iletmiş..Kampa tam kadro girmek çok önemli çünkü Fenerbahçe'yi yeni sezonda çok yoğun bir maç programı bekliyor..

Yazıyı geçen sezon Karabükspor ile içerde oynadığımız maçın ardından blogda Emenike için yazdıklarımla noktayı koyuyorum..

''Emenike gerçeği gözümüzün önünde..Bu adam büyük ihtimalle seneye Karabük'de oynamayacaktır..Emenike'yi alan büyük takım da önemli bir iş yapmış olacaktır..Adam bir kere yıkılmıyor..Yobo onu maçın başında birebir almak istedi ama ilk yarıda yenilen iki pozisyon sonrası Yobo'da birebir ile tutulamayacak bir oyuncu olduğunu anladı..

Daha sonra Fenerbahçe savunması Emenike'ye karşı sürekli kademeli savunma yapmaya çalıştı..Televizyonda ne kadar göze çarptı bilmiyorum ancak bir iki pozisyonda da Lugano tatlı sert müdehalelerle Emenike'nin kafasına işlemeye çalıştı ancak hiç yılmıyor adam..Oyunun devamında Selçuk oyuna girdiğinde o bile elinden geldiğince özel olarak Emenike'ye kademe yaptı..''

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Şampiyonluk Hikayeleri - 2

Takımın Antalya kampının ardından kendilerine hedef olarak koydukları Antalyaspor ve Trabzonspor maçlarının kazanılmasıyla puan farkı da 4'e inince hem oyuncuların hem de taraftarların inanç ve iştahı artmıştı..Ancak hem motivasyonu yüksek tutmak hem de konsantrasyonu yine en tepelerde tutmak için takımın önüne yeni bir hedef koyması gerekiyordu..

Bu hedefte ikinci yarının 5.maçı olan İnönü deplasmanı öncesi oynanacak Manisa ve Kayseri sınavlarını kayıpsız geçmek olmalıydı..Manisaspor maçının çok zor geçmeyeceğini tahmin ediyordum çünkü Manisa takımın yapısı itibariyle deplasmanda daha iyi oynayan bir takım..Fenerbahçe'nin Manisa deplasmanı kolay geçmemişti..İkinci yarının başlarında 1-0 geriye düşen takım , hep bahsettiğim ve bundan sonra da sık sık bahsedeceğim mental dirilişlerinin sayesinde yine güzel bir geri dönüş yapıyor ve maçı 1-3 kazanıyordu..

Fenerbahçe bugün şampiyonsa en büyük etken bu inanmışlık ve pes etmemezlik idi..Bunun örneklerinden biri yukarıda bahsettiğim Manisa maçıydı..

Ertesi hafta Kadıköy'de oynanan Kayseri maçı erken kopmuş ve takım kılçıksız bir skorla cebine bir 3 puan daha atmıştı..O maçta da hatırlarsanız takım santrayla beraber rakibine baskı uygulamaya başlamış ve Volkan Babacan'ın hatasıyla bile olsa önde basması sayesinde 2.dakikada Niang ile öne geçmişti..

Ve Beşiktaş maçı gelip çatmıştı..Takım kısa vadeli ilk iki hedeflerini başarıyla yerine getirmişti..O gün stada giderken belki de beraberliğe takım razıydı..Beşiktaş'ın hedef maçıydı ve iştahlı kadrosuyla tüm camia ve takımları Fenerbahçe maçını bekliyordu..Kağıt üzerindeki harika kadrolarının tek hedefi Fenerbahçe'yi yenmekti..Fenerbahçe'nin buna reaksiyonu ne olacaktı diye merak ederken muhteşem bir ilk yarı izlettirmişti Fenerbahçe..Dia ve Niang'ın ilk yarıda kaçırdıkları olmasa - ki Kadıköy'de oynanan maçta da ilk yarı çok gol kaçırmışlardı - Fenerbahçe ilk yarıda Ekrem'in golüne rağmen en az 1-3 önde girebilirdi soyunma odasına..

Ama iyi ki de öyle olmamış diyebiliyorum bugün..Çünkü ilk yarıda ki 1-3 olabilecek skoru ikinci yarıda 2-1 geriye düştükten sonraki oyuna ve isteğe tercih edemem..İşte Fenerbahçe taraftarı yıllar yılı bunu istemiş ve beklemişti takımından..O yüzden bir Pierre bir Tuncay bir Appiah asla unutulmaz..Taraftar bu futbolculardan hep bu mücadeleyi ve azmi beklemişti..

O gece de Dolmabahçe'de buna şahit oldu Fenerbahçeliler..Volkan'ın Almeida karşısında devleşmesi tüm takımı yüceltiyor ve Fenerbahçe muhteşem bir geri dönüşle İnönü'nden 2-4 galibiyetle dönüyordu..

Fikstür öyle bir durum almıştı ki oyuncular sürekli kendilerine mantık sınırları içerisinde yeni hedefler koyabiliyorlardı..Zorlu bir period geride bırakılmıştı ve Arena'daki Galatasaray deplasmanı öncesinde Fenerbahçe'nin %80 ihtimalle sahaya çıkacağı 3 kolay maç vardı..Kasımpaşa - Gençlerbirliği - Konyaspor üçlüsünden çıkartılacak 9 puan şampiyonluk için artık çok iddialı bir Fenerbahçe'nin oluşmasını sağlayacaktı..Ki o günler itibariyle Trabzonspor'un olası puan kaybedeceği Beşiktaş ve Galatasaray deplasmanları da ufukta gözükmeye başlayacaktı..Zor maçları tek tek geçen Fenerbahçe bu üç maçtan 9 puanı çıkartırsa artık iyiden iyiye sıkıntıyı Karadeniz'e yollayacaktı..

Bu üç maç benzer futbol performanslarıyla galibiyetle kapatıldı..Takım bu maçlarda biraz Kasımpaşa maçı dışında ikinci yarıda alıştığımız oyununu oynadı..Kasımpaşa maçında skor 1-0 iken Volkan'ın kurtardığı penaltıdan sonraki oyuncuların sevinçleri gözlerimin önünde..Mesela şu üç maçı düşünürken o an aklıma geliyor çünkü öyle bir andı ki sanki oyuncular devre arasında Kadıköy'de gol yemek bile yok diye yemin etmişler gibi bir reaksiyon verdiler kurtarılan penaltıdan sonra..
O penaltı gol olsa Fenerbahçe maçı çeviremeyecek miydi ki..?%90 yine çevirirdi ancak oyuncuların inanmışlıkları ve hırsı o gün bir kez daha kendisini gösteriyordu..

Artık tek hedef Arena'dan mutlu son ile dönmekti..Dün Gökhan Gönül %100 Futbol'da ' Arena'da beraberlik iyi sonuçtur ' diye gittiklerini söyledi..Ama taraftar öyle düşünmüyordu..Arena'da ki ilk derbi , rekabetteki genel kurala uygun geçmeliydi..Fenerbahçe taraftarı için o maçın genel şampiyonluk yarışı hesaplarından farklı bir yönü vardı..Beraberlik istemiyordu taraftar , Galatasaray Arena'da mağlup edilmeliydi..

24 Mayıs 2011 Salı

Şampiyonluk Hikayeleri - 1


Beş buçuk ay önce askere gitmeden yazdığım son yazıyı ' Şampiyonluk Yazısı'nda görüşmek üzere diyerek noktalamıştım..O günlerde Fenerbahçe Karabükspor'u 2-1 ile geçmiş ve lider Trabzonspor'un yanılmıyorsam 9 puan gerisindeydi..Üstelik şöyle bir durum var ki takımın o sıralardaki takımdaşlık ruhu ve oynadığı futbol bana şampiyonluk yazısında görüşürüz dedirtecek seviyeden çok uzaklardaydı..Fenerbahçe taraftarının klasik bakış açısıydı aslında benim o gün sizlere yazdığım bu son söz..Hani geyik veya klişe gibi gelebilir ama söz konusu Fenerbahçe olduğu zaman biz Fenerbahçeliler takımımızdan ümidimizi kesmemek konusunda iyiyiz..

Askerde Eskişehir deplasmanı dışında hiçbir maçı kaçırmadım..Burada gelen şampiyonlukla ilgili yazılar yazarken elbette tek tek maçlara değinmeyeceğim ama bazen bazı maçlara vurgu yapmadan geçmek olmaz..Bu vurgular oynanan oyun veya taktiksel dizilişler ile ilgili olmayacak elbette..Bu vurgular bu takımın geçtiği mental devrimlerin sahaya yansımaları olacak..

Aykut Kocaman ve futbolcuların şampiyonluğun gelişinden sonra sık sık söyledikleri bir şey var..Yeni Malatya mağlubiyeti sonrası havalanında taraftarlarca karşılanmaları ve fiziksel olarak kendilerini toparlamalarıyla hedef maçlar haline getirdikleri Antalyaspor ve Trabzonspor galibiyetleri..

Bu hayatın her alanında geçerlidir..Bir hedef belirlemek ve bir yerden başlamak gerekiyor o hedefe ulaşabilmek için..Takım 9 puan gerideyken bile kendine bir hedef koymalıydı ve inanmalıydı..Fenerbahçe'nin uluslararası arenada çok tecrübeli oyuncuları var..Yobo-Niang-Lugano-Emre-Volkan-Gökhan-Alex gibi kaptanlık yapan veya takıma karakter veren oyuncuları var..Bu adamların kafa kafaya verip bir yerlerden başlamaları gerekiyordu..

Fenerbahçe için her zaman söylenen ' bu takım maç seçiyor ' veya ' isteseler oynarlar ' geyiklerinin dağdan inme vakti artık gelmişti..Camianın geçen sene yaşanılanlardan sonra bu sene en azından 'ruhsuzluğa' tahammülü olmazdı..Tribünler Aykut hocayı en başından beri çok seviyor ona çok inanıyorlardı..Takım bu inancı da vurdumduymaz tavrıyla baltalamamalı ve bir Fenerbahçe efsanesini bu kadar çabuk harcatmamalıydı..

İşin Aziz Yıldırım boyutunu da es geçmek olmaz..Devre arasında NTV'de canlı canlı oyunculara verilen mesaj yeterince açıktı..Burada kalmak istiyorsanız herşeyinizi sahaya koymak zorundasınız diyordu başkan o gece..

Fenerbahçe'nin değerini taraftarı çok iyi bilir..Zaten taraftarı zaman zaman çileden çıkartan o kutsal formanın değerini bilmeyenlerdir..15 yılda Fenerbahçe'den ayrılan futbolcuların kaç tanesi daha parlak veya daha mutlu bir futbol kariyerine devam etmiştir..?

Bu kulübe taraftarı o kadar büyük bir tutkuyla bağlı ki o futbolcuların bunu anlamaları için 2 gündür yaşadıkları manzaraları yaşamalarına gerek yok aslında..Fenerbahçe taraftarının futbolcusuna sahada ısınmaya çıktığında bile bakışı çok farklıdır..Bunu o stada gelen insanlar çok daha iyi anlar..Fenerbahçelilerin yıllardır bahsettikleri bu 'farklılık' davası da bu ve buna benzer bir çok nedenle diğer takımı tutanlarca asla anlaşılamayacak bir şeydir..Bunu buraya yazarken bile 'bir şeydir' diye tanımlamaya çalışıyorum..Kelime bulmak zor çünkü..

Antalya kampında takımın çok ciddi bir rehabilitasyon sürecinden geçtiği çok net..Antalyaspor maçı rahat bir maç değildi mesela..Gökhan'ın muhteşem aşırtma golüyle kazanılmıştı fakat futbolcular canlarını dişlerine takarak mücadele ediyorlardı o akşam..O gün biri gelip onlara ikinci devre sadece bir beraberlik ile puan kaybı yaşayacaksınız dese acaba onlar inanır mıydı..?Bence o akşam bile buna bir kısım oyuncu şaşırmazdı..

Neden derseniz..Bir kere futbolcular kendi aralarında böyle bir hedefi koymuş durumdaydılar..İkincisi ve en önemlisi Fenerbahçe çok ama çok kaliteli bir takım..Bugün Volkan-Gökhan-Andre Santos-Lugano Barcelona dahil olmak üzere her takımda oynarlar..Dia-Stoch-Niang-Mehmet-Emre-Yobo..Alex..Bunlar nerede var Türkiye'de başka..?Bu adamlar cidden istedikten sonra yaptıklarına benzer bir performans ortaya koyabilirlerdi..Hatta size şöyle söyliyeyim ligin bitimine 10 maç daha olsa minimum 8 tanesini daha alırdı bu takım..

Şampiyonluğun anlatılacak hikayesi çok dediğim gibi..Antalya galibiyetinin ardından alınacak bir Trabzonspor galibiyeti ile motivasyon tavan yapacak , konulan hedef biraz daha gerçekçi olmaya başlayacak ve puan farkı 4'e inecekti..Böyle bir ortamda beni ilgilendiren takımın bunun ne kadar farkında olduğu ve bunları ne kadar istediğidir..İşte Fenerbahçe'nin mental devriminin bir göstergesi bu maçta ortaya çıktı..Çok formda ve güçlü bir rakibe karşı maçın 1.dakikasından itibaren baskı kurmak , ısırmak , savaşmak ve maçı erken kopartmak oyuncuların kafaca bu işe ne kadar hazır olduklarının göstergesiydi..

O akşam bilirler miydi ki bu işin sonunda gelecek olan şampiyonluk Niang'ın plasesiyle gelecek diye..Veya Mehmet'in Avni Aker'de attığı 'tek' golüyle mi..?Mert'in kurtardığı penaltıyla mı geldi yoksa..?Yok yok Lugano'nun hem Trabzon'da hem İstanbul'da attığı kafa golleriyle mi geldi yoksa..?

Elbette hepsiyle geldi ama herşeyden önemlisi Antalya kampında kafalarını değiştiren ve giydikleri formanın kimin forması olduğunu , arkalarında onları sevenlerin onları nasıl desteklediğini ve inandığını hatırlamalarıyla geldi..Bu öyle bir hatırlama ve dirilmeydi ki kalan 15 maçta da o akşamdan en ufak bir farkı olmadan kendisini göstermeye devam edecekti..

Senenin Fotoğrafı


Bu senenin özeti..Seni seviyoruz kaptan..

Şampiyonluk öyküsü,blog yazıları ve bir sürü hikaye kısa zamanda bloga geçicek..Takibe devam..