29 Mayıs 2011 Pazar

Şampiyonluk Hikayeleri - 4

Seri devam ediyordu..Zor maçlar kolaya dönüştürülürken futbolcuların sahada ortaya koydukları emek ve performans tribünleri de ateşliyor ve şampiyonluk duygusu yeniden Kadıköy semalarına geliyordu..Bu sırada Trabzonspor'un kayıpsız gidişatı her ne kadar sinirleri bozsa bile camia kendi takımına odaklanmış ve her maçı tek tek düşünerek şampiyonluğa ulaşmayı hedefliyordu..

Kadıköy'de rakiplerine hiç acımayan Fenerbahçe'nin o hafta rakibi gerek oynadığı futbol gerek oyuncu kaliteleriyle ligin bu sene en çok dikkat çeken Anadolu takımı Gaziantepspor'du..İkinci yarı önüne geleni deviren Fenerbahçe için bunlar çok anlam ifade etmiyordu belki de..Çıkacak ve kazanacaklardı..

Maçın nasıl geçtiğini hepimiz hatırlıyoruz..1.dakikadan başlayan hakem kararları ile Fenerbahçe ilk yarıda kopartabileceği maçın son dakikasına kadar ızdırap çekiyor ama 90+4. dakikada Stoch'un vuruşunun devamında topu Andre Santos ağlara gönderiyordu..O gece çoğu kimse o golün şampiyonluğu getirdiğini aklından geçirmiştir..

Golden sonra yaşanan sevinç dün akşam şampiyonlar ligi finalinde Barcelona'nın attığı x bir goldeki sevinçten kat kat daha güçlü ve duyguluydu..Kimi hocasına kimi arkadaşına koştu , Gökhan Gönül ise olduğu yere yığılıp ağladı..Fenerbahçe camiası bunları gördü..Denizli'de kaçan şampiyonluktan sonra o sahada ağlayan 3 ismi vardı o takımın..Rüştü-Tuncay-Appiah..Bu sefer atılan bir golde olduğu yere yığılıp ağlayan bir oyuncusu vardı..

Bunlardı işte Fenerbahçe'yi bu sene ligin en iyisi yapan , rekorları kırdırtan takım haline getiren olaylar..İlk yarıda problemler yaşadığı ve basına karşı şikayet ettiği Aykut hocasına koşan da o akşam Andre Santos idi..

Bu anlamlı gözyaşlarına haftaya bir yenisi eklenecek ve Fenerbahçe Buca maçındaki inanılmaz geri dönüşüyle liderliğe bir daha aşağı basamağa inmemek üzere kuralacaktı..Trabzon'un nihayet dedirten Eskişehir'de ki puan kaybının ardından küme düşmesi neredeyse kesin olan Buca'yı İzmir'de formda Fenerbahçe'nin rahat devirmesi beklenirken maç bir anda 3-1 oluyor ve Fenerbahçelilerde yine o 'buraya kadarmış' düşüncesi kendini belli ediyordu..Ama takım bu işin peşini bırakmaya niyetli değildi..Önce kaptan sahneye çıkarak penaltı ve kafa golleriyle maçı 3-3'e getiriyor ve sonra...

Sonra Daniel Guiza..Geçen sene Kadıköy'de oynanan Bursaspor maçında 2-1 iken oyundan çıkıyor ve kulübede gözyaşı döküyordu..Fenerbahçe o akşam Bursa'ya 2-3 mağlup oluyordu ve gidecek şampiyonluğun habercisi oluyordu o geceki gözyaşları ve mağlubiyet..Bu sefer İzmir'de o Daniel Guiza çok uzun süre ardından oyuna giriyor ve Semih'in eşine benzerine rastlamadığımız pasını golle bitiriyordu..O Daniel Guiza o gece tekrar gözyaşlarına boğulurken bu sefer ki gözyaşları gelecek şampiyonluğun habercisi oluyordu adeta..Ertesi hafta liderliğin verdiği özgüvene ikinci yarının parlayan adamı Miroslav Stoch'un 1.dakikada attığı gol eklenince Fenerbahçe , Belediye engelini de erken kırıyor ve Trabzon'un Antep'i güle oynaya geçtiği maça kulaklarını tıkayarak işine bakıyordu..

Karabük maçı herşeyiyle kalan fikstürün en zor maçıydı..Emenike polemikleri de maçtan önce ortamdaki gerilimi arttırmış , Fenerbahçe maçın genel bölümünde de sıkıntılı bir oyun ortaya koymuştu..Karabük'te Trabzonspor sesleri ve Trabzonspor gollerindeki tezahuratlar sahadaki oyuncuları biraz daha baskıya almıştı belki de..Fenerbahçe'nin bu maç için de bir kahramana ihtiyacı vardı..Bu maç o adam Diego Lugano oluyor ve ligdeki 8.golünü atarak artık şampiyonluk yolunda aracı iyice düzlüğe çıkartan golü atıyordu..

Karabük maçından alınan galibiyete rağmen puan puana giden ligin hataya tahammülü yoktu..Trabzonspor arkada en ufak bir hatayı değerlendirecek şekilde baskısını hissettiriyordu..Buraya kadar büyük bir mücadele ve yukarıda verdiğim iki örnekte olduğu gibi bazen gözyaşlarıyla gelinen noktayı bırakmak olmazdı..Bırakmayacaklardı da..

Hiç yorum yok: