4 Haziran 2010 Cuma

2010 Afrika / A Grubu ( Uruguay - Meksika )


Dün grubun iki takımı ev sahibi Güney Afrika ve Fransa'yı kısa kısa incelemiştik..Şimdi diğer iki takımın kısa incelemesiyle devam edelim..Daha önce söylediğim gibi az detaylarla genel bir bakış atmaya özen gösteriyorum..

Uruguay

Uruguay 3 milyon nüfusu olan bir ülke..Buna rağmen iki kez dünya kupası kaldırmışlar..1930 ve 1950'de dünyanın en iyisi olan bu ülke o tarihten beri azıcık nüfusuna rağmen çok ciddi dünya yıldızları yetiştirebilmiş bir ülke..Aslında bunun bile sadece incelenmeye değer bir konu olduğunu düşünüyorum..

Neyse biz takıma gelelim..Kalede kimilerine göre geleceği çok parlak olan fakat benim Lazio maçlarında izlediğim kadarıyla biraz kekoman bir kaleciye sahipler..Fernando Muslera bana göre bu düzeyi kaldırabilecek bir kaleci değil , umarım başlarına dert açmaz..Takımın genel karakteri sert oyuna dayalı diyebiliriz..Bu sertliğin en başarılı ve caydırıcı olduğu alan ise savunma dörtlüsü..

Allah her takıma Lugano - Godin gibi iki stoper nasip etsin diyebiliriz..Lugano'yu zaten hepimiz tanıyoruz..Godin'de 24 yaşında Villerreal forması giyiyor..İki Diego'nun oyun karakterleri ve başarıları Uruguay stoper ikilisini çok güçlü kılıyor..İki bekten biri Barça'dan tanıdığımız ve geçen sene Juve'de oynayan Cacares..Sağda ise Benfica'lı Maxi Pereira var..Genel olarak ortalamanın üzerinde bir savunma var sizin anlayacağınız..

Bana göre takımın en sıkıntılı bölgesi ortasahası..Ortasahada olan sıkıntının en büyük nedeni kaleye dikine gidebilecek oyuncunun olmaması..Burada biraz öne çıkan oyuncunun Ajax'ın yeni yıldız adayı Nicolas Lodeiro olduğunu görüyoruz ama 21 yaşındaki oyuncu böyle bir turnuvada kolay kilit altına alınabilir gibi görünüyor..

Uruguay'ı en az savunma kadar iyi olduğu diğer bölgesi ise kuşkusuz forvet hattı..Üzerine söz söylemeye fazla gerek olmayan Diego Forlan ve Ajax ile gol rekorlarını alt üst eden Luiz Suarez ikilisi çok büyük iki silah..Forlan'ın biraz daha sıkı markajda kalacağını düşünürsek Suarez özellikle Meksika ve Güney Afrika maçlarında kurtarıcı olabilir..

Uruguay maçlarını izlerken bir iyi bir kötü takım izlememiz olası..Ortasahasının şu zamana kadar ortaya koyduğundan daha yaratıcı bir futbol ortaya koymaları gerekiyor..2 kez Dünya Kupası kaldıran bir takımın 1970'de ulaştığı yarı finalden bu yana çeyrek final bile göremediğini varsayarsak bu sefer daha farklı bir bakış açısıyla oynayacaklarını ve herşeylerini sahaya koyacaklarını düşünebiliriz..

Kilit Oyuncusu : Forlan

Meksika

Son 4 dünya kupasında da çeyrek finalde elenmiş başka bir takım yok sanırım..Meksika'nın bu istikrarı bile takdire değer..Eleme grupları sırasında ciddi sıkıntılar çektiler ve o dönemde Sven Goran Erikson yerine Meksika'lı teknik direktör Javier Aguirre ile yola devam ettiler..Bu klasik yerli hocayla yükselişe geçen takım hikayesi Meksika'da da tuttu..

Meksika'da üstte bahsettiğimiz Uruguay'ın aksine savunmada sıkıntı yaşayan bir takım..Takımın genel temposu ve hızının aksine Meksika savunması ağır oyunculardan oluşuyor..Marquez ve Magallon ikilisi kupa genelinin bana kalırsa en zayıf iki savunmasından biri..Daha doğrusu haksızlık etmeyelim ve şöyle diyelim , bu takımın daha iyi bir savunması olması gerekiyor..

Orta sahalarında kanatların etkisi inanılmaz..Bir tarafta Galatasaray'da kalıp kalmayacağı belli olmayan Gio Santos diğer kanatta ise takımın en büyük yıldızı Arsenal'li Carlos Vela..Türkiye'de gazetelerin Fenerbahçe'ye en çok transfer ettiği isimlerden biri olan Guardado'da yine çok önemli bir silah..

Meksika'nın savunması soru işareti olarak duruyor..Uruguay-Meksika maçı çok belirleyici olacaktır..Son maça denk geliyor üstelik..İş böyle olunca savunması daha sağlam taraf olan Uruguay bu kilit maçta kazanmayı bilirse Meksika'nın önünde bitirebilir işi..

Kilit Oyuncusu : Carlos Vela

3 Haziran 2010 Perşembe

Benitez Artık Yalnız Yürüyecek


6 yıllık sürecin özellikle son 2 yılında sürekli Benitez için ha bitti ha bitiyor diye konuşuyordu tüm dünya basını..O Benitez , 6 yıllık Liverpool kariyerinin noktalandığını bugün resmen açıkladı..6 yıl boyunca Liverpool muhteşem bir İstanbul masalı haricinde hiçbir zaman zirvede veya taraftarını tatmin edici bir seviyede değildi..

Liverpool'un CL'yi kaldırdığı seneyi çıkarırsak hiçbir zaman 'winner' olamadığına şahit olduk..Rekor puanlarla başladığı senede bile tepetaklak oldu , dağıldı..Liverpool'un bu duruma düşmesinde miladını dolduran kadronun olması gerektiği gibi yenilenememesinin de etkisi büyük elbette..Sadece bir Torres hamlesi takımı tepelere taşımaya yetmedi..

Bu süreçte en çok eleştiri alıp yıpranan adam Rafa Benitez idi..Benitez'den sonra Liverpool toparlanmak istiyorsa mutlaka dediğim gibi kadroya ciddi takviyeler yapmak zorunda..Şuan Liverpool teknik direktörlüğü için Aston Villa menajeri Martin O'Neill , Fulham'ı bu sene müthiş seviyelere getiren Roy Hodgson (kendisiyle ilgili detaylı bilgiyi Noat Samisa'nın blogunda bulabilirsiniz.) ve milli takımımızın antrenörü Guus Hiddink'in adı geçiyor..

Benitez'in yeni rotasının Inter olması muhtemel..Benitez değişik bir isim..Hani 6 senelik genel başarısızlık halinden bile sonra böyle bir pazarı olması enteresan..Inter gibi bir takımda başarısız olmak çok zor..O yüzden Benitez Valencia'dan sonra hasret kaldığı başarılara Inter ile ulaşabilir..

2 Haziran 2010 Çarşamba

2010 Afrika / A Grubu ( Güney Afrika - Fransa )


Dünya Kupası için geri sayımın yaşandığı şu günlerde minik bir seriye başlamak istedim..Sizleri çok fazla bilgiye boğmadan grupları şöyle bir gözden geçirip takımların son durumları ve grubun tahmini şekillenmesi üzerine biraz birşeyler karalamanın zevkli olabileceğini düşündüm..Yazı başına gruptaki 2 takımı kısaca incelemeye alacağım..

Dediğim gibi Fransa'nın sol bekinde kim oynar , Fildişi Sahili'nde sahilden kim çıplak ayakla kesme açar gibi şeylerin üzerinde durmadan biraz light bir Dünya Kupası rehberi yapmak var kafamda..

O zaman başlığa sadık kalıp , A Grubu ile başlayalım..

Ev sahibinin olduğu grup her zaman renkli olmuştur..Ev sahibi Güney Afrika'nın gruptaki diğer rakipleri Fransa - Meksika ve Uruguay..


Güney Afrika

Hemen enteresan bir istatistik vererek başlayalım..Şu ana dek turnuvaya ev sahipliği yapan hiçbir takım ilk turda elenmemiş..Ev sahibi ülke bu sefer böyle bir istatistik yanında zayıf kalıyor fakat Dünya Kupaları her zaman sürprizlere açık olmuştur..

Güney Afrika takımının başında daha önce Dünya Kupası kaldıran tanıdık bir isim Carlos Alberto Parreira var..Bu tip turnuvalarda bir şekilde sonuca giden bir antrenör olduğunu da hesaba katarsak Afrika için bir artı daha atabiliriz deftere..

Sistem olarak ne oynarlar konusunda bir öngörüm yok ama Parreira faktöründen ötürü klasik 4-4-2 izleyebiliriz gibi geliyor..Peki takımın ön plana çıkan karakteri nedir..?Bana göre bu grupta eğer birşeyler yapmak niyetindeler ise bunu yapmak için ortaya koyacakları en önemli karakter savunma disiplini ve mücadele güçleri olacaktır..Yaratıcı oyuncu eksikliğini ciddi bir şekilde yaşıyorlar ve önemli bir gol sıkıntısı çekiyorlar..Öyle ki daha önce milli takımı bıraktığını açıklayan Benni McCarthy tekrar formaya davet edildi..Akla gelen ve takımın en önemli yıldızı ise Everton'da oynayan Stephan Pienaar..

Ortasahada bana göre bu turnuvada ön plana çıkacak isim Aaron Mokoena değil Rubin Kazan'da forma giyen Macbeth Sibaya olabilir..İleri yaşına rağmen Mokoena'dan daha dirençli ve sahaya daha sağlam basıyor..

Twente forması giyen genç golcü Bernard Parker'da süre alırsa iş yapabilir..Hızlı ve delici bir oyuncu..

Güney Afrika'nın genel olarak oyun tarzını tahmin edebiliyoruz..Dediğim gibi yaratıcılık olarak sınırlı bir takım..En güçlü oldukları yönleri mücadele güçleri fakat günümüz futbolunda artık takımlar arası fiziki farklılık çok yüksek seviyelerde değil..Bu nedenle Güney Afrika'nın bu mücadele gücü ciddi bir avantaj gibi görünmüyor..Mutlaka ekstra yapmaları gereken şeyler var..

Açılış maçının verdiği hava ve elbette seyirci desteği ile Meksika'yı yenerlerse gruptan çıkma şansları yüksek olabilir..Beraberlik halinde bile işlerinin çok zora gireceğini düşünüyorum..Zaten turnuvaya ev sahipliği yapmasalar şu grupta sonuncu olacaklarını çoğu kişi söyleyebilirdi..

Fransa


Dünya Kupası'na gelirken en çok yankı uyandıran takım hiç şüphesiz Fransa idi..Olaylı maç sonucu Thierry'nin eliyle gelen biletle Fransa'nın kaderi ev sahibinin grubuna getirdi.Fransa futbolunun son 10-12 yıllık sürecine baktığımız zaman inişli-çıkışlı bir performansın varlığına şahidiz..98'de kazanılan Dünya Kupası ve ardından 2000'de kazanılan Avrupa Şampiyonası'ndan sonra o jenerasyonların miladlarını doldurması ve yeni kadroların oluşum aşamasından gelen başarılsızlıklar yeni kadronun artık yavaş yavaş oluşması ile geride kaldı..

Geride kaldı dediğime bakmayın , Fransa hala istenilen veya beklenen oyun seviyelinin çok altında..Tabii hal böyle olunca en çok eleştiri alan isim teknik direktör Raymond Domenech oluyor..

Hazırlık sürecinde İspanya ile oynadıkları maç Fransa için tam bir skandaldı..İspanya öyle bir maç oynadı ki sanki La Liga'da Barcelona Nou Camp'da Zaragoza ile oynuyor gibi bir oyun vardı sahada..İspanya'nın müthiş sistemi karşısında yeni Fransa resmen darmadağın olmuştu..

Fransa'nın bana kalırsa kalede ve stoperlerde sıkıntısı var..Kaleci Lloris bence çok kötü bir kaleci..En azından çoğu üst düzey maça yaptığı hatalarla damga vurdu..Fransa ikili stoperine ise Mexes'in alınmaması enteresan..Takım bek kaynıyor..Abidal - Evra - Sagna - Clichy - Gallas gibi beklerden birini belki ikisini stopere kaydırabilir..

Takımın defansif ortasaha ve hücum hattında sorun var diyemeyiz..Hücumda Ribery-Anelka başrolü alır..Henry'nin ilk 11 çıkması da beni şaşırtmaz..Bu sezon Bordeaux'da harika bir sezon geçiren Gourcuff turnuvada Fransa'da ön plana çıkan isim olabilir..

Fransa'nın futbol olarak üstün bir performans sergileyeceğini düşünmüyorum..Grupta sadece Afrika karşısında %70 ile maça çıkacaklar onun dışında ne Uruguay ne de Meksika Fransa için kolay lokma olmayacaklardır..


Eğer Fransa'nın 4 bekten kurduğu defans hattı sorunsuz işler ve Diarra - Toulalan ikilisi de Domenech'in planladığı gibi oyunu çift yönlü başarıyla akıtabilirlerse Fransa bir şekilde gruptan çıkmayı başarır..Afrika'yı yenmeleri zaten büyük olasılık , bunun yanına diğer iki maçtan bir galibiyet daha eklerlerse iş biter..Ancak dediğim gibi Dünya Kupası'na gelen Fransa gelirken bizlere hiç güzel sinyaller vermedi..

Spor Kulübü


Aslında tüm hikayeler futbol takımına çıkıyor..Düşünsenize Fenerbahçe gidip son maçta Trabzonspor'u yenseydi ortaya inanılmaz bir tablo çıkacaktı..Şöyle ki ;

Futbolda şampiyonluk ( olmadı )
Futbolda Türkiye Kupası Finali ( olmadı )
Bayan Basketbol ( Namağlup şampiyon )
Erkek Basketbol ( Şampiyon )
Erkek Basketbol ( Türkiye Kupası Şampiyonluğu )
Erkek Voleybol ( Şampiyon )
Bayan Voleybol ( Namağlup Şampiyon )
Bayan Voleybol ( Türkiye Kupası Şampiyonluğu )
Bayan Voleybol ( Avrupa 2.liği )

Futbol dışındaki bu diğer ana branşlarda tamamen bir dominantlık sözkonusu..Çekişmenin en çok yaşandığı erkek basketbolda bile 4 senede 3 kez kupaya ulaşıldı..1'i ise 2-0'dan verildi..Voleybol ve basketbol bayanlarda ise ezici bir üstünlük var..

Aziz Yıldırım'ın hayalini kurduğu ve Türkiye'de ne geçmişde ne de mevcut koşullarda eşi benzeri olmayan bir Spor Kulübü oldu Fenerbahçe..Taraftarın en çok istediği , en çok beklediği futbolda ise son maçlarda kaçan 2 şampiyonluk olmasa Fenerbahçe Türkiye'de en yakın rakibine 2 fark atarak 19 şampiyonluk sayısına ulaşmış ve seneye 4.yıldızı kovalıyor olacaktı..

Böylesine bir camianın herkesin hedefi olması kadar doğal birşey de olamaz..Gerek Fenerbahçe yönetiminin bu yönde yaptıkları açıklamalar gerekse taraftarın kendisini farklı bir yerde konumlandırması bana göre şaşkınlıkla karşılanmamalı..

Hedefler böylesine yukarıda tutulmaya devam edilmeli ve Fenerbahçe futbol takımı da diğer branşlarının hakettiği gibi futbolu da artık biran önce domine etmeye başlamalı..

Basketbol maçına gelirsek Fenerbahçe için mükemmel bir maçtı..10.000'e yakın taraftarıyla bütünleşmiş ve hava atışıyla birlikte kupaya tamamen inanmış bir takım..Haliyle eline geçen fırsatı da kaçırmadı..

Tanjevic'in 3 yıl önce attığı temellerinde meyveleri bu sene iyice kendini göstermeye başladı..Çok eleştirilen Vidmar ve Preldzic özellikle playofflarda ortaya koydukları karakterle nasıl bir gelişimden geçtiklerini gösterdiler..Yine Ömer'in müthiş savunması , Ukic'in zekası , uzunların patlayacılıkları şampiyonluğun anahtarları oldu..

Ah ulan futbol..Şu seneyi erişilemez bir sene haline getirecektin..Neyse..

Günün Fotoğrafı

Gün geçmiyor ki yeni bir transfer bombası gündeme düşmesin..Bugünün bombası da Forlan..Menajeri Guiza ile birmiş arkadaşın..Menajerinin İstanbul'a ayak basmasıyla ortalık birden çalkalanmaya başladı tabii..Hani Lugano faktörünün de olması olayın yaratılmasında bir neden olsa gerek..

Forlan'ı Fenerbahçe'nin aldığını düşünmek bile ayrı bir muhabbet konusu tabii..

Resimde de Lugano'yu Forlan'a sarı laciverte daha saygılı olmasını öğretmeye çalışırken görüyoruz..

1 Haziran 2010 Salı

6+4


Öncelikle şunu söylemek lazım ki , yabancı sayısı limitini bir şekilde arttıran her karar Türk Futbolu için atılmış pozitif bir adımdır..Sadece futbolda değil , basketbol ve voleyboldaki bu tutuculuğun da biran önce aşılması gerektiğini düşünüyorum..

Çünkü bu konuda dünyada baktığımız tüm başarılı ülkelerin bu tutuculuk konusunu çoktan aştıklarını görüyoruz..Hani İngiltere'de olduğu gibi milli olma sayısı veya İtalya'da olduğu gibi Avrupalı olmayan ülkelerden oyuncu alırken yaşanan kısıtlamalar bile genel anlamda ülke futbollarının kalitelerini düşürmüyor , aksine ülke içindeki takımları da güçlü kılıyor..Bunun yanında yabancı sınırı olmayan ülkelerin kendi evlatları da tüm dünyaya ihraç oluyor ve gelişimlerini sürdürüyorlar..

Türk futbolunun gelişmesini engellediğini düşünen insanlar komik duruma düşüyorlar bana kalırsa..Mevcut sistemlerde Türk Altyapılarından çıkan kaç oyuncu var yıllardır..?Bu sistemin meyvesi futbol maçı izlemekten sıkıldığını söyleyen Batuhan Karadeniz mi yoksa hepimizin kabul ettiği üzere Türkiye'nin en kaliteli yerli oyuncusu Arda Turan'ın çoğu röportajda söylediği 'Ben 4-4-2'nin ne olduğunu A takıma geçince öğrendim ' örneği mi..?

Yani ortada bir yetenek varsa ve kendini geliştirmeye kararlıysa onu ne yabancı sınırı durdurabilir ne de başka birşey..Lionel Messi Barça altyapısından A takımına çıktığında güvendiği şey ülkede yabancı sınırı olmaması değil , sahip olduğu üstün yeteneklerdi..

Ancak yeni gelen 6+4 gerçekten çok komik ve mantıksız bir sistem..Hani şunu 8+2 yap bir mantığı olsun bari..E şimde ne oldu 6 kişi oynayacak , 2 yedekte bekleyecek..Eee kalan 2 nerede..?Locada maç izleyecek..Bu nasıl bir karardır anlamak mümkün değil..

Yani ben 10 yabancıyı yanlış bulmıyorum ama 6+4 olarak formüle edilmiş bir sistemin de ne dünyada örneği vardır ne de bir faydası olacaktır..

Bu sistemden faydalanmanın en mantıklı yolu yedek kulübesi dışında tutabileceğiniz 2 tane çok genç oyuncuyu kadroya katmaktır..Güney Amerikalı 18-19 yaşlarında 2 oyuncu alınabilir ve Türkiye Kupası gibi çerez maçlarda onlara forma verilebilir..Veya yine bu tip iki oyuncu alırsın ve TSL veya Bank Asya'da direk oynayabileceği bir takıma kiraya verip gelişimini takip edersin..

Aksi halde Alex'in her gol sevincinde , Güney Amerika locasında ekstra 2 futbolcu görmek pek hoş olmaz..

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Yeni Bir Dönem ; Jose Madrid'de..


1 yıl önce yazmaya başlamıştı Madrid basını bugün olanı..Tıpkı Cristiano Ronaldo'yu 1 sene önceden yazmaya başladıkları gibi sürekli Jose'nin üzerinden gittiler..Pellegrini belki bu sene Real Madrid'i şampiyon yapsaydı bile bu iş gerçekleşecekti..

Ve bugün Jose Mourinho Real Madrid'in yeni teknik direktörü..Jose'nin teknik direktörlük anlayışı ile Real Madrid takımı kimilerine göre birbirinin tam zıttı kimilerine göre ise birbirleri için yaradılmışlar..Bana göre Jose'nin genel teknik direktörlük anlayışı bu ikisinin de ortasında bir yerlerde..

Yani Jose tam olarak Real Madrid'in Los Galacticos sisteminin adamı değil..Zaten tahminimce mevcut kadroya gidip dünyayı ayağa kaldıracak bir transfer eklemeyecektir..Inter'de yaptığı ve takımın iki senelik zirvesinin en önemli adamları olan Diego Milito ve şimdiki takımı Real'in kapıya koyduğu Wesley Snijder isimleri Jose'nin yıldız oyuncudan ziyade mevcut takımına maksimum fayda getirecek oyuncuları aldığının bir işareti..

Yine bir başka örnek ise ilk senesinde takımın en büyük yıldızı olan Zlatan'ı gözünü kırpmadan göndermesiydi..O gitti , Eto'o gibi bir ismi yeri geldi sol kanatta bile oynatıp takım için maksimum verimi aldı..

Şimdi Real Madrid'de nasıl bir yapılanmaya gidecek merak konusu..Raul ile görüşmüş sabah saatlerinde..Hem Raul'un geleceği hem de büyük ihtimalle Real Madrid hakkında genel bilgi sahibi olmak için Raul ile görüştüğü muhakkak..

Bana göre transfer konusunda üzerinde duracağı mevkii savunma olacaktır..Demeçlerinden de bu anlaşılıyor..Maicon transferi ilk hedefi olsa gerek..Maicon'u bu konuda ikna etmesi çok rahat zaten..

Yaptığı açıklamalar tam olarak onun tarzını yansıtıyor yine.. ' İyi bir teknik direktör için Real Madrid'i çalıştırmamak kariyerinde büyük bir boşluk demektir.Bugünü hazırlarken aynı zamanda geleceğini de yaratmak istiyorum ve 4 yıllık kontrat sürecinde görevimden alınacağımı zannetmiyorum ' diyor Jose..

Sözleşmenin 4 yıllık olması Jose gibi bir adam için enteresan..4 yıl boyunca İspanya'da kalması kulağa tuhaf geliyor..Bu aynı zamanda Barcelona'ya karşı açılan 4 yıllık yeni bir cephe..Jose'nin Barça aşkını bilmeyen yok zaten artık..

Şuan takımların yeni oluşuma girmedikleri halleriyle futbol denildiğinde günümüzde akla gelen ilk takım olan Barcelona mı yoksa teknik direktör dendiğinde akla gelen ilk adam olan Jose Mourinho'nun Real Madrid'inin mi daha önde olduğunu söylemek için erken..

Jose sağlam transfer hamleleri bile yapsa takım kalitesi olarak Barcelona'dan daha kaliteli bir hale gelemez gibi duruyor..Hele bir de Villa ve olası Fabregas transferini de düşünürsek Jose'nin Real'i Barcelona'nın önüne taşıması için bazı farklı şeylerin üzerine gitmesi gerekiyor..Inter kariyerinde oynattığı müthiş savunma takımı gibi bir takım İspanya'da bu seneki gibi 96 puan yapamaz örneğin..

Bitirmeden son birşeyi daha not düşelim..Şu Mourinho'nun evinde maç kaybetmeme adetini değiştirmek Barcelona'ya düşer..